Joshua Muravchik & Stephen M.Walt
Stephen Walt'ın cevabı: Kristol'ün Kehanet Küresi Paramparça
Bir sonraki başkan, dış politika konularını danışmak için kime yönelmeli: realistlere mi yoksa neoconlara mı?
2001 yılından beri felâket üreten neocon politikalarına bakınca cevap da çok açık görünüyor. Önde gelen neoconlar, mükerrer başarısızlıklarına rağmen Cumhuriyetçi başkan adayı John McCain'e tavsiye vermeyi sürdürüyorlar hâlâ; ve (kuzenleri liberal müdahalecilerle birlikte) op-ed sayfalarında, TV programlarında ve fikir dergilerinde, her yerde hazır ve nâzırlar. Realistler ise nesli tehlikeye düşmüş bir tür ve çağdaş politika tartışmalarında susturulmuş bir ses haline geldiler.
Şayet neoconlar güvenilir dış politika rehberleri olduklarını kanıtlasalardı ve realistler devamlı yanlışta ilerleselerdi bu durumun bir anlamı olacaktı. Fakat hakikat bunun tam tersidir. Yeni-Muhafazakârlık, felâkete götüren bir yol haritasıyken realizmin politik öngörüleri etkileyici olmayı sürdürmektedir. Şayet bir sonraki başkan, son sekiz yılın hatalarından sakınmak istiyorsa, Yeni Muhafazakârlığın niçin hataya düştüğünü anlamalı, güvenilmez tavsiyelerinden kaçınmalı ve realizmin erdemini yeniden keşfetmelidir. Niçinini anlamak için her iki bakışın ana ilkelerini ve geçmiş performanslarını incelemelidir.
Etiketin de ima ettiği gibi, realistler, dış politikanın temennilere veya dogmalara bel bağlamaksızın dünya gerçekte nasılsa, ona öylece davranması gerektiğine inanırlar. Realizm, uluslararası sistemi rekabetçi bir arena olarak görür; devletlerin kendi güvenliklerini kendilerinin sağlaması gerektiği bir arenadır bu. Realistler, devletlerin başkalarına çok fazla güvenmeleri durumunda başlarının belâya gireceğini bildikleri gibi devletlerin dış tehditleri abartmasının, öncelikleri yanlış belirlemesinin veya yurt dışında ahmakça mâceralara atılmasının da problemler doğurduğunu bilirler.
Dolayısıyla realistler, güçler dengesini keskin gözlerle takip ederler ve boş yere kan akıtılmasına veya gereksiz yere güç artırımına giderek ya da ideolojik haçlı savaşları açarak hazinenin boşaltılmasına karşı çıkarlar. Bilirler ki askeri güç, güvenliğin nihâi garantörüdür ve fakat sonuçları tahmin edilemez kaba bir araç olduğunu da tasdik ederler. Realistler, bu yüzden şatafatlı küresel sosyal mühendislik planlarını şüpheyle karşılar ve ancak hayâti çıkarlar tehlikede olduğu zaman güce müraacat edilmesi gerektiğine inanırlar.
Ulusçuluğun gücünü takdir ederler ve diğer devletlerin dış müdahaleye direnç göstereceğini ve gayretle kendi çıkarlarını savunacaklarını anlarlar. Böylelikle realistler, hasımların yekpare bir yapı halinde birleşecekleri ihtimaline yüz vermezler ve muhaliflerin ayağını "böl ve yönet" stratejisiyle kaydırmayı yeğlerler. Realistler, başarılı bir diplomasinin "al gülüm ver gülüm" demeyi gerektirdiğini ve Amerikan çıkarlarının, değerlerini kabule şâyan bulmadığımız rejimlerle kimi zaman işbirliği yapılması gerektirdiğini kabul ederler. Kısacası, başarılı devlet adamlığının kudret, hesap-kitap, esneklik ve gücün sınırlarını bilmeyi gerektirdiğini bilirler.
Realistler ahlâki izafiyetçiler olmadıkları gibi değerlere kayıtsız da değillerdir. Realistler, tüm büyük güçlerin, kendi değerlerini yaymalarının başkalarının hayrına olduğunu düşünmeye yatkın olduklarının ve de bu nevi kibrin, yerleşik demokrasileri dahi ahlâkiliği şüpheli mâceralar içine sürükleyeceğinin farkındadırlar. Realistler, Amerika'nın demokratik geleneklerini ve bireysel özgürlüklere bağlılığını aziz tutarlar ama bu ilkelerin en iyi ancak Amerikan örneğinin gücü sayesinde ihraç edileceğine inanırlar yoksa askeri mâceralarla değil. Deniz aşırı ülkelerde uzun süre başkalarının işine karışmanın hasmane bir tepkiyi tetikleyebileceğini ve bizi evdeki özgürlüklerden taviz vermeye mecbur edebileceğini de biliyorlar.
Realizm işini ne kadar iyi icra etti? Soğuk savaşı kazanan kuşatma stratejisi, George Kennan gibi bir realistin fikridir. Kuşatma, herşeyden önce, Komünizmi askeri güçle tesirsiz hale getirmekten sakınırken SSCB sınırlarındaki kilit sanayi ülkelerin Moskova tarafından zaptedilmesini önlemeye odaklanmıştı. Tıpkı Franklin Roosevelt'in Nazi Almanyasını mağlub etmek için câni Joseph Stalin'le müttefik ilişkisine girmesinde olduğu gibi realizm, Sovyetlere karşı uzun mücadelesinde Amerika'nın hem demokratik hem de gayri-demokratik müttefiklere yaslanmasını emretmiştir. Kennan ve de diğer realistler, yekpâre olduğu sanılan komünist blokun derin gerilimler barındırdığını tasdik etmişlerdi ki Amerika, Maocu Çin'le 1970'lerde yakınlık kurarken bu gerilimlerden istifade etmişti.
Kennan, Walter Lippmann, Hans Morgenthau ve Kenneth Waltz gibi realistler 1960'lar boyunca ABD'nin Vietnam savaşına girmesine muhalefet etmişlerdi. Bu savaşı, Amerikan gücünün güzergâhından ahmakça sapması olarak görmüşler ve domino etkisinin abartıldığını düşünmüşlerdi. Amerika, Vietnam'dan çekildiği zaman Vietnam, Çin ve de Kamboçya'daki Komünist yoldaşlarıyla kendisini mücadele ederken bulduğunda bu bakışın doğruluğu teyid edilmişti. Hanoi, önceki müttefiklerinden uzaklaştı, serbest pazarı benimsedi ve Washington'la ilişkileri normalleştirdi.
Realistler, Sovyetler Birliğinin bir Potemkin devi olduğunu ve onun geri kalmış imparatorluğunun Amerika'nın zengin ve daha tutarlı ittifak ağının emsali olmadığını kavramışlardı. Neoconlar, 1970'lerde Sovyet hâkimiyetiyle ilgili yanlış alarm verdiklerinde Kenneth Waltz gibi realistler, gerçek soru'nun Moskova'nın ayakta durup duramayacağı sorusu olduğunu doğru olarak dile getirmişlerdi. Diğer realistler, Sovyetlerin konvansiyonel askeri üstünlüğünün efsâne olduğunu, Batı'ya karşı bir Sovyet saldırısının muhtemel olmadığını ve böyle bir saldırının başarılı olma ihtimalinin çok düşük olduğunu göstermişlerdi.(1)
Neoconlar soğuk savaşın sona ermesini "tarihin sonu" olarak selamladılar ve hayırhah ve uzun bir hegemonya dönemi hayal ettiler; realistler ise basitçe yeni şekillerde yaşanacak güvenlik rekabetine kapı araladığını doğru olarak öngörmüşlerdi. Edward Luttwak gibi neoconlar, Birleşik Devletlerin 1991'deki Birinci Körfez Savaşında binlerce kayıp vereceğine dair uyarıda bulunurken MIT'den Barry Posen ve Şikago Üniversitesinden John Mearsheimer gibi realistler, Amerika'nın kolay bir zafer elde edeceği tahminini yürüten makaleler yazmışlardı. Zbigniew Brzezinski ve Brent Scowcroft gibi realistler, Amerika'nın İran körfezindeki geleneksel güçler dengesi yaklaşımını "çifte kuşatmayla" değiştirmenin stratejik bir hata olacağını, hayâti bir bölgedeki çıkarlarını korumayı zorlaştıracağını savunmuşlardı ve müteakip olaylar, onların uyarısını haklı çıkarmıştı.(2) Realistler, Amerikan üstünlüğünün büyük güç ilişkilerinde istikrar kazandırıcı bir unsur olabileceğini kabul etmekle birlikte aşırı kavgacı politikaların küre çapında Amerikan karşıtlığını körükleyeceği uyarısını da yapmışlardı. Geçen sekiz yıl bu öngörülerin doğruluğunu da teyid etmiştir.(3)
Son olarak, realistler, Irak mâcerasının en görünür muhalifleri olmuşlardır ve yaptıkları uyarılar çarpıcı bir şekilde tahakkuk etmiştir. Neoconlar, Birleşik Devletlerin 1991 yılında Saddamı devirmemesinden dolayı hayal kırıklığı yaşamışlardı ancak George H. W. Bush ve baş danışmanı Brent Scowcroft, Saddamı devirmeyle ilgili şu muhakemeyi yürütmüşlerdi:
"Birleşik Devletleri, Bağdatı işgal etmeye ve Irakı fiilen yönetmeye mecbur bırakıyordu. Koalisyon derhal çökerdi... Uygulanabilir bir "çıkış stratejisi" mevcut değildi... İşgal yoluna girmiş olsaydık, Birleşik Devletler amansız hasım bir ülkede halen işgalci bir güç olarak bulunuyor olabilecekti." (4)
2003 yılından beri olup bitenler ışığında, yürüttükleri muhakeme güçlü duruyor.
Realistler, II. Körfez Savaşı başlamadan evvel benzer ve eşit derecede güçlü bir uyarı gönderdiler. 2002 Eylül sonlarında 33 uluslararası güvenlik uzmanı (yarısına yakını seçkin realistlerden oluşuyordu), New York Times'da savaş karşıtı bir duyuru yayınladılar. Şöyle uyarmıştı: "Kolayca kazansak dahi mâkul bir çıkış stratejimiz yok. Irak, derinden bölünmüş bir toplumdur; Birleşik Devletler, yaşayabilir bir devlet oluşturmak için uzun yıllar boyu Irak'ı işgal altında tutmak ve orada asayişi sağlamak zorunda kalacaktır." Diğer realistler, savaştan önce, gereksiz ve akılsızca oluşunu nedenleriyle açıklayan makaleler yazdılar. (5) Realistler, son sekiz yılın en ehemmiyetli dış politika kararı hakkında en doğru analizi yaptılar ve en iyi tavsiyeyi verdiler.
Realistler, çatışan ve kesişen çıkarlara sahip bir devletler dünyası görürken neoconlar, erdemli ve barış sever demokrasiler ile saldırgan, şeytani diktatörlükler arasında katıksız bir çatışma görürler. Hasım hareketleri "uluslararası komünizm", "şer ekseni" veya "İslamofaşizm" şeklinde gruplandırır ve onları sürekli olarak büyük ve daha da irileşmekte olan tehlike şeklinde tasvir ederler meğer ki bu güçler aslında derinden bölünmüş ve fiili yetenekleri Amerika'nın iktisâdi, askeri ve siyasi kudretinin küçük bir yüzdesi kadar olsun. Ama neoconlar, Amerika'nın bu küçük hasım ligi devirmesini ve Amerikan yandaşı demokrasiler kılmasını yine de bir zorunluluk olarak görürler.
Neoconlar, Amerikan hegemonyasının erdemlerini göklere çıkartır ve kararlı bir şekilde uygulanması şartıyla, diğer devletlerin Amerikan liderliğini memnuniyetle karşılayacaklarına inanırlar. Amerikan hâkimiyetine karşı muhalefeti, (belirli Amerikan politikalarına duyulan kızgınlığa yormak yerine) Amerikan değerlerine karşı köklü bir düşmanlığa yorarlar ve Amerikan gücünün etkileyici gösterileri sayesinde düşmanların sindirilebileceğine inanırlar. Böylelikle diplomasiyi ve uzlaşmayı hafifser ve bundan bahseden herkesi "yatıştırma" savunucusu diyerek âdet olduğu üzere hemen suçlarlar. Neoconlar nezdinde her bir hasım bir diğer Adolf Hitlerdir ve takvim sürekli 1938'i gösterir.
İsraile sabit destek verilmesi, neoconların anahtar akidesidir ve önde gelen neoconlar bu bağlılığı açıkça kabul ve itiraf ederler. Neoconların pek çoğu, İsrail sağının şahin politikalarından yana tavır alırlar ve Ortadoğuyla ilgili çoğu düşüncelerini bu sıhriyet şekillendirir. Neoconlar, Amerikan ve İsrail çıkarlarını hassaten bir ve aynı şey olarak görme temayülü gösterirler; Arapların ve müslümanların ancak güçten anlayacaklarına iman ederler. Sonuç itibariyle bölgesel problemleri çözmek için diplomatik çabalara genelde karşı çıkarlar (mesela partilerüstü Irak Çalışma Grubu'nun önerdiklerine) ve bunun yerine sertlik yanlısı İsrailliler gibi güç kullanma tehditine dayalı çözümlere teveccüh ederler.
Kısacası Amerika, İsrail ve diğer demokrasilerin faydalanacağı şekilde dünya'yı şekillendirmek için askeri kuvveti etkin bir araç olarak görürler. Yeni muhafazakârlık, Amerikan dış politikasına apaçık çatışan iki vizyon önerir böylelikle: Amerika Birleşik Devletleri, kılıcı sıkı sıkı kavrayıp dünya'yı kafasındaki şekle dönüştürmek için kullanacak veya saldırgan radikal güçlerin yükselen akıntısına gitgide kendisini teslim edecektir.
Birleşik Devletler dış politikasını bu dünya görüşüne yaslarsa ne olur? Cevap: hiçbir şey iyi olmaz.
YENİ MUHAFAZAKÂRLIK 1970'lerden beri var ancak ABD dış politikası üzerinde 2001 yılına kadar sadece mütevazı bir etkisi vardı. Neoconlar, Ronald Reagan'ın dış politikasını kendi fikirlerinin hayata uygulanmış örneği olarak tasvir etmekten hoşlanırlar ancak neoconların Manici dünya görüşünün sedâsı Reagan'ın sadece söyleminde yankılanmıştır. Reagan'ın politikaları, realist ideale daha yakındır: Sovyetler Birliğine uygulanan hububat ambargosunu kaldırdı, S. Arabistana ileri teknoloji ürünü silahlar sattı, Komünist karşıtı olmaları kaydı şartıyla otoriteryan devletleri destekledi, büyüyen bataklığı gördüğünde 1983 yılında Lübnan'dan askerleri çekti ve körfezdeki güç dengesini gözeterek devrimci İrana karşı Saddam Hüseyin Irakına destek verdi. Övülen "Reagan Doktrini", Sovyet uydularına baskı yapmanın düşük mâliyetli bir yoluydu aslında; hakikisinden demokrasi ihracı teşebbüsü değildi. Nihayetinde Reagan'ın arkaladığı savaş lordlarının ve ayaklanmacıların bir çoğu (örneğin Afgan mücahidleri) hiç de serbestlik ve hürriyet havarisi değildi.
Reagan'ın glasnost ve perestroika'ya tepkisi de neoconların tepkisinden ayrılmıştır. Şişirilmiş bir Sovyet gücünü iyice benimsemiş ve Komünist rejimlerin asla değişmeyeceğine iman etmiş olan neoconlar, Mikail Gorbaçev tarafından düztaban yakalandılar ve Sovyetlerin çözüldüğünü geç farkedenler arasındaydılar. Reagan "şeytan imparatorluğunu" kınamayı durdurup Moskova'yla yapıcı diplomasi başlattığında önde gelen neoconlar aslında derin bir hayal kırıklığına uğramışlardı. Sovyet çözülüşünü hünerli bir şekilde idâre etmiş ve 1991 Körfez Savaşında aklın yolundan giderek itidalini korumuş olmasına rağmen George H. W. Bush'un realist dış politikası da kafalarını eşit derecede allak bullak etmişti. Dolayısıyla yeni muhafazakârlığın ilk etkileri son derece abartılmıştır.
Amerika'nın soğuk savaş zaferinden neoconlara ancak ya küçük bir pâye çıkar yahut da hiç çıkmaz.
Yeni muhafazakârlığın gerçek testi, ABD dış politikasının entelektüel projesi olduğu zamanda, 11 Eylül saldırılarından sonra başladı. George W. Bush yönetiminde avuç dolusu kadar realist olmasına karşın Savunma Bakanlığındaki ve Başkan yardımcısı Dick Cheney'in ofisindeki anahtar mevkileri neoconlar işgal ettiler. Bush yönetimindeki önemli neoconlar arasında Savunma Bakanı yardımcısı Paul Wolfowitz, Savunma Bakanı müsteşarı Douglas Feith, başkan yardımcısı başdanışmanı I. Lewis "Scooter" Libby, Dış İşleri Bakanı müsteşarı (ve daha sonra BM elçisi) John Bolton, Savunma Politikası Kurulu Başkanı Richard Perle, ve Eliott Abrams, John Hannah, David Wrumser, Michael Rubin, Abram Shulsky, Aaron Friedberg ve Eric Edelman gibi diğer neocon yardımcılar bulunuyordu. Diğer neoconlar ise Weekly Standart, Washington Post ve Wall Street Journal'ın editöryal sayfalarındaki stratejik mevzilerinden amigoluk yapıyor ve kolaylaştırıcı rol üstleniyorlardı.
Bu durum, Washington Post yazarı Charles Krauthammer'in "yeni muhafazakârların uzun zamandır savundukları işte şimdi devletin en üst düzeyinde açık seçik dile getiriliyor ve uygulanıyor... Vakti gelmiş bir yönetim ideolojisinin olgunlaşmasıdır bu" şeklindeki bir bildirisine yol açmıştı. Benzer şekilde Weekly Standart editörü William Kristol 2003 yılında gururla beyanda etmişti ki: "Politikamız... Artık resmi. ABD yönetiminin politikası oldu... Tarih ve hakikat, tartıya çıkmak üzereler ve bırakalım onlar hükümlerini versinler."
Tarih, Neville Chamberlain'dan bu yana hiç böylesine hızlı ve ezici bir hüküm vermemişti.
En büyük başarısızlıkları, köşe yazarı Thomas Friedman'ın "neoconların istediği savaş, neoconların pazarladığı savaş" diye adlandırdığı Irak'tı elbette. Neoconlar, Irak'ın elinde Kitle İmha Silahları bulunduğu hususunda yanlıştaydılar; Irak'ın el Kaide ile bağlantısında yanlıştaydılar; ve hepsinden öte ABD, Saddam Hüseyini devirdiğinde ne olacağı hususunda yanlıştaydılar. Kenneth Adelman savaşın kolay bir iş olacağını beyan etmişti; Savunma Bakanı yardımcısı Paul Wolfowitz, Genelkurmay Başkanı Eric Shinseki'nin işgalin birkaç yüzbin asker gerektireceğini gösteren hesaplarını "fahiş bir hata" diyerek bir tarafa bırakmıştı. Wolfowitz, savaş ve yeniden inşa'nın 95 milyar dolardan daha az bir mâliyet tutacağını da anlatmıştı Kongreye. Wolfowitz "kılpayı bir hata" yapıyordu: savaşın etiket fiyatı çoktan 500 milyar dolatı aşmıştı ve sona erene kadar muhtemelen birkaç trilyon doları bulacaktır.
Neoconlar, Saddamı güçten uzaklaştırmanın bölgeye büyük çapta fayda getireceğini gürültülü, saf ve yanlış bir şekilde öngörmüşlerdi. Anlatılana göre Fuat Acemî, başkan yardımcısı Cheney'e Basra ve Bağdat caddelerinde " kalabalıkların Kabil'de Amerikalıları selamlamasına benzer şekilde sevinç patlaması yaşanacağını" anlatmıştı; Kristol, "Arap dünyasında çok sağlıklı bir zincirleme reaksiyon" olacağını görmüştü. Joshua Muravchik, işgalin "İran molları ve Venezüella'nın Hugo Chavez'i dâhil diğer zorbaları zangır zangır titretmeye yarayacak bir sarsıntı oluşturacağı" kehanetini yürütmüştü. Richard Perle, Suriye ve İran'ın "terör işinden kaçınacağını" düşünmüştü. Michael Ledeen "özgürlük Irak'a bir kez geldiğinde İran halkının, ülkelerindeki zorbalığa müsamaha göstereceğini tahayyül etmenin imkansız" olduğunu ileri sürmüştü. Pembe senaryoların hiçbiri gerçekleşmedi.
Sadece yetmişbeş bin kişilik bir ordunun işgal için yeterli olduğunu ve ABD kuvvetlerinin "bir veya iki yıl içinde muhtemelen birkaç bin kişiye düşürülebileceği" kehanetiyle, güvenilmez tahminlerin en tutarlı kaynağı bizâtihi Kristol'du. İşgal arefesinde "Amerikan tarihindeki çok az savaşa bundan daha iyi veya daha eksiksiz hazırlanılmıştır" diyerek okuyucularını yeniden temin etmişti. Bir ay sonra "Afganistan ve Irak savaşları, kesin olarak ve şerefle kazanılmıştır" diye duyurmuştu. Kristol, Sünni-Şii çatışmasına dair uyarılarla "pop sosyoloji" diyerek alay etmiş ve "hemen hemen hiçbir delili yok. Irak her daim gâyet sekülerdi" demişti.
Savaş uzadıkça uzadı ve Kristol'ün küresi bulanıklaşmaya başladı. O ve Robert Kagan, Irak'ın işgalinin birinci yıl dönümünü, Iraklıların liberal demokrasiye doğru "muazzam mesafe kaydettiklerini" ilan ederek kutlamışlar ve savaş öncesinde "özgürleştirilmiş Irak, kan davalı aşiretlere bölünecek ve katliamların önü açılacak" şeklindeki tahminlerle küstahça alay etmişlerdi Kristol, dokuz ay sonra Irak'ta -ocak 2005'te - yapılan seçimlerin "gerçek bir dönüm noktası" olduğu hükmüne vardı. Yine yanlıştaydı: Irak, 2006 ve 2007'de, hizipçi şiddetin derinliklerine yol almıştı ve Kristol'un aklından çıkarıp attığı katliamlar gerçek olmuştu. (6)
İsabet buyurmayan bu tahminler dizisi doğrudan doğruya neoconların, demokrasinin kolay tesis edileceği şeklindeki saf inançlarından ve Irak ve genel olarak bölge hakkındaki cehaletlerinden boşalıyordu. Bu inançlarından dolayı sürgünde yaşayan Iraklı Ahmet Çelebi gibi ahlâk ve vicdan yoksunu bireylere kolayca av olmuşlardır. İşgalin kolay ve ucuz olacağını farzettiklerinden dolayı uzun süreli bir savaş hazırlığı yapma gereği hissetmediler ve istikrarlı bir siyasi düzeni tesis etmenin uzun, pahalı ve belirsiz bir teşebbüs olduğunu dile getiren realistlerin uyarılarını dikkate almadılar.
Yeni muhafazakârlık şimdi de "akın'ın" (surge) işe yaradığını ve zaferin yakın olduğunu iddia ediyorlar. Maalesef doğru değil bu. Amerika'nn asker sayısını artırarak şiddeti bastırıp bastıramayacağı şeklinde herhangi bir soru hiçbir zaman sorulmadı. Kilit mesele, akın sayesinde Iraklıların işleyebilir bir siyasi sistem ve milis güçleri silahsızlandıracak etkin bir ordu kurup kuramayacaklarıdır. Bu gerçekleşmedi ve Amerika kendi ayakları üzerinde duramayan bir hükümete payanda olmaya çalışır halde işte bu yüzden görünür geleceğe kadar Irak'a saplanıp kaldı.
Akın'ın taktik başarıları neoconların daha büyük stratejik başarısızlıklarını hiçbir şekilde aklamaz. Bizi Irak bataklığına sürmekle kalmayıp İran'ın bölgedeki gücünü artırmasına yardım ettiler. İran yandaşı liderler şimdi Bağdat'ta yönetim koltuğundalar ve Amerika'nın İran'a verdiği gözdağı, nükleer silah edinmesi için İranı daha fazla güdülüyor. Neoconlar, Ahmedinejad'ın bordrolu çalışanları olsalardı İrana bundan daha fazla yardım edemez ve Amerika'yı bundan daha fazla incitemezlerdi.
Ne var ki neoconların tek başarısızlığı Irak'la sınırlı değil.
"Şeytan" Kuzey Kore'yle ciddi bir şekilde görüşmeyi reddederken bizi Bağdata yürütmekle Kim Jong II'nin NPT antlaşmasından çekilmesine, nükleer materyali yeniden işleyip nükleer silah testi gerçekleştirmesine imkan verdiler. Pyongyang'ın programını kontrol altına alma çabasında ilerleme ancak Bush'un, neoconların Kuzey Kore politikasından vazgeçmesinden sonra sabırlı diplomasiye yönelmesiyle sağlandı.
Barış adına gerçek herhangi bir çabayı engelleyip dururken, Filistin topraklarında seçim yapılmasında ısrar ederek Hamas'ın 2006 seçimlerinde Meclis çoğunluğunu kazanmasına yardım ettiler ve İsrail'in yahudi vasfını muhafaza edecek iki devletli bir çözümü daha bir güçleştirdiler. Haması tanımayı reddetmek, Arap dünyasına sözüm ona demokrasiyi yayma sözü veren Bush yönetiminin iki yüzlülüğünü ifşa etti. Ve İsrail'in 2006 Lübnan savaşı süresince uyguladığı kötü planlanmış stratejisine omuz veren neoconlar, böylelikle Batı yanlısı Sinyora hükümetinin ayağını kaydırdılar, İsraillilerin ölmesine ve Hizbullah'ın güçlenmesine mâl olan bir çatışmayı, zamanda ve mekanda genişlettiler. İsrail'in iyilik ve mutluluğuna adandıklarını iddia ediyorlar ama neocon politikaları Yahudi devletine aslında büyük zarar vermektedir.
Neoconların dış politika yaklaşımı, Amerika'nın küresel imajını dibe vurdurdu ve hukukun üstünlüğüne, adalet ve temel insan haklarına olan bağlılığımızdan şüphe etmeleri için milyonlarca insanın eline gerekçe sundu. Ve Birleşik Devletler çırpınıp dururken, yükselen Çin, gücünü, itibarını ve nüfuzunu genişletti.
Bu sicile kör talihin seyri neden olmamıştır; ilan ettikleri hedeflerden böylesine uzak bu sonuçları yalnızca kusurlu bir dünya görüşüne bağlanan politika yapımcıları elde edebilirlerdi. Her bir vâkada başarısızlık yaşandı zira neoconlar tehditleri şişirdiler, askeri kuvvet nelere kadirdir diyerek abarttılar, diplomasinden içtinap ettiler ve yerleşik fikirlerine uymayan gerçekleri pürneşe yok saydılar.
George W. Bush'un dış politika başarılarının sadece ve sadece neoconların tavsiyelerini göz ardı ettiği zamanlarda söz konusu olması öğreticidir. Clinton yönetiminin daha önce gösterdiği çabaları takip eden Bush ekibi, yürüttüğü Kitle İmha Silahları programından vazgeçmesi için 2003 yılında Libya'yı ikna ettiler. Buradaki kilit adım, "rejim değişikliği" kararını terketmek ve Kaddafi'yi iş başında bırakmaktı. Şayet Bush, bu uzlaşmaya karşı çıkan neoconlara kulak vermiş olsaydı, Kaddafi, bugün Kitle İmha Silahlarına hâlâ sahip olabilecekti.
YENİ MUHAFAZAKÂRLIĞIN bir politika rehberi olarak yetersizliği artık kuşkusuzdur: Deneyi yürüttük ve sonuçları aldık. Şayet bir hekim, neoconların dünya politikasını yanlış okumasında olduğu gibi düzenli olarak yanlış teşhisler koysa idi sadece ölüm arzusu taşıyan hastalar onun gözetiminde kalırdı.
Ama John McCain gibi politikacılar, New York Times ve Washington Post gibi medya organları, yeni muhafazakârlığa hikmet kaynağı muamelesi yapmayı sürdürüyorlar ve üstün bir performans sicili olan realistlere sadece ara sıra yer veriyorlar. Daha iyisini umanları hayal kırıklığına uğratabilir bu anlatınlar ama realizmin vereceği bir teselli de vardır: Amerika Birleşik Devletleri kadar güçlü bir ülke, pek çok hata yapmanın sonucunu kaldırabilir ve hâlâ hayatta kalabilir. Fakat bir sonraki başkanın, yeni muhafazakâr zamanlardan mirâs alacağı problemler düşünülecek olursa, basit bir avuntu olacaktır bu. Politikacılar ve medya örgütleri, Leninizm, Lisenkoizm, kafatasıbilim ve diğer sınıfta kalmış inançlara tahsis edilmiş hurdalığa yeni muhafazakârlığı da gönderene dek daha etkin bir Amerikan dış politikası isteyenler hayal kırıklığı yaşamaya devam etseler iyi olacak.
1 Bkz. Stephen M. Walt, The Origins of Alliances (Ithaca: Cornell University Press, 1987), bölüm. 8; Kenneth N. Waltz, Theory of International Politics (Reading, MA: Addison-Wesley, 1979), sf. 179–180; John J. Mearsheimer, "Why the Soviets Can't Win Quickly in Central Europe," International Security, cilt. 7, no. 1 (Yaz 1982).
2Bkz. Zbigniew Brzezinski, Brent Scowcroft and Richard Murphy, "Differentiated Containment," Foreign Affairs, cilt. 76, no. 3 (Mayıs/Haziran 1997).
3 Bkz.William Wohlforth, "The Stability of a Unipolar World," International Security, cilt. 24, no. 1 (Yaz 1999); Stephen M. Walt, Taming American Power: The Global Response to U.S. Primacy (New York: W. W. Norton, 2005).
4 Bkz.George Bush and Brent Scowcroft, A World Transformed (New York: Alfred A. Knopf, 1998), sf. 489.
5 Bkz.Brent Scowcroft, "Don't Attack Saddam," Wall Street Journal, Ağustos 15, 2002; John J. Mearsheimer and Stephen M. Walt, "An Unnecessary War," Foreign Policy, cilt. 134 (Ocak/Şubat 2003); Andrew J. Bacevich, "The Nation at War," Los Angeles Times, Mart 20, 2003.
6Yayınlanan ölüm raporlarına dayanarak hazırlanan Iraq Body Count veritabanına göre Mart 2003'de başlayan ABD işgalinden bu yana 85.000 ila 92.000 civarında insan öldürüldü. Irak hükümeti, Dünya Sağlık Örgütü ve diğer teşkilatların tahminleri ise bahse değer ölçüde çok daha yüksek; 500.000'den fazla ölü olduğu tahmin ediliyor. BM raporlarına göre 2007 yılına kadar 5 milyon Iraklı evlerinden kaçtı; 2.5 milyon Iraklı ise ülkelerini terk ederek mülteci oldular.
Dünya Bülteni için çeviren: Ertuğrul Aydın

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder