31 Mart 2009 Salı

Bir sohbetin düşündürdükleri



Ergenekon soruşturmasının 2. iddianamesinde eski MİT Müsteşarı Şenkal Atasagun ve arkadaşlarının İlhan Selçuk ve Mustafa Balbay'la yaptıkları sohbet sadece beni ilgilendirseydi bu yazıyı yazmazdım.
Bana ayrılan sütunu şahsi meselelerim için kullanmam ama, daha önemlisi, söz konusu MİT mensuplarını muhatap saymam. Onların bana yönelik operasyonlarının hepsinin farkındayım ve bunları önemsemedim. Andıç olarak adlandırılan ve bir iftiradan ibaret olan belgeye dahil edilmemle yetinmediler, Hürriyet gazetesinde yayınlanan ve bu gazetenin tazminata mahkum edilmesiyle sonuçlanan haberlerin de kaynağı olduklarından şüphe ettim. Mesela söz konusu gazete benimle ilgili yıpratma amaçlı yazısının bir yerinde 5 Temmuz 1955 tarihinde Gelibolu'ya tayin edildiğimi yazıyordu. Benim bile hatırlamadığım bu olayı günü gününe yazmaları ancak özlük dosyamın önlerine konmasıyla mümkün olabilirdi. Bu olayı dava konusu bile yapmadım çünkü gazetenin bu konuda sadece kullanılan konumunda olduğunu düşündüm.
Bu sohbette bir hata olarak sunulan 9 Mart operasyonu bir devlet operasyonudur. Zamanın Cumhurbaşkanı, Başbakanı, Genelkurmay Başkanı operasyondan haberdardı ve günü gününe izliyorlardı. Ayrıca operasyon MİT müsteşarı tarafından yürütülüyordu. Devletin kanunlarıyla verilen bir görevi, kanun sınırları dışına çıkmadan yerine getirilmesi, bu operasyondan zarar görseniz bile, aşağılanamaz. Aksi halde devlet hiçbir görevini yerine getiremez. Bu nedenle benden söz eden ifadelerin gerçekte devlete yönelik olduğunu ve devlet görevlisi olan MİT mensuplarının böyle davranmaya haklarının olmadığını düşünüyorum.
MİT ile ilişkim benim tercihim değildi ve bu ilişki hayatımın seyrini son derece olumsuz etkiledi. Bir devlet organı kanunların kendisine yüklediği bir görevi yerine getirirken benden yardım istemişti ve istenen görev kanunların çizdiği hudutlar içinde yerine getirilmişti. Ancak daha sonra bu kurumun yönetimine gelenler yapılanları kurallara uygun olmadığı ya da ülkenin aleyhine saydıkları için değil, günün siyasi şartlarından etkilenerek, bir hata saydı ve bu görevi yerine getirenleri aşağılamak için elinden geleni yaptı. Bu aslında devletin bir sorunudur. Karşılaştığım olumsuzluklar beni yaralarken devletin de ayaklar altına alındığını görüyor ve kendimden daha çok devletin yaralanmasından üzüntü duyuyordum. Devletin her kademesinde yer alanlar ve onların etkilediği medya ya da tersinden bakarsak medya ve onların etkilediği devlet görevlileri hiçbir şekilde suçlayamadıkları kişileri yıpratmak için ellerinden geleni yaptılar.
Bu sohbette beni küçümsemek amacıyla söylenen sözlerden şahsen hiç etkilenmedim ama devletin önemli görevlerinde bulunan kimselerin bu vasfa sahip olmamalarından büyük üzüntü duydum. Hiçbir kurum ve kişiden bir beklentimin olmadığı bir dönemde kim ne söylerse söylesin, ne yaparsa yapsın umurumda bile değil. Sadece güçlü ama aynı zamanda faziletli ve ona layık kişilerin görev aldığı bir devlete sahip olamamanın yarattığı hayal kırıklığını yaşıyorum.
Kaynak: Star

30 Mart 2009 Pazartesi

Yazıcıoğlu, Taceddin Dergahına defnedilecek


Helikopter kazası sonucunda hayatını kaybeden BBP Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu Taceddin dergahına defnedilecek.
Pazartesi, 30 Mart 2009 14:48

BBP Genel Başkan Yardımcısı Metin Gündoğdu, helikopter kazası sonucunda hayatını kaybeden BBP Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu'nu Tacettin Dergahı'na defnetmeye karar verdiklerini söyledi.

Gündoğdu açıklamada, Yazıcıoğlu'nun millete mal olmuş bir kişi olduğunu, bu özelliğine uygun bir yere defnedilmesi için bazı yerleri araştırdıklarını anlattı.

Öncelikle kararlarını öğrenmek için başkanlık divanı olarak Yazıcıoğlu'nun ailesiyle görüştüklerini bildiren Gündoğdu, görüşme sonrası fikir birliği oluştuğunu söyledi. Bu görüşme sonrasında bazı yerleri Yazıcıoğlu'nun ailesine gösterdiklerini dile getiren Gündoğdu, ''Sonuçta Tacettin Dergahı'nda kendisi gibi millete mal olmuş, milletin İstiklal Marşı'nı yazılmış yere defni kararlaştırıldı'' dedi.

Muhsin Yazıcıoğlu'nun bir ömür boyu milleti ve demokrasi için görev yaptığını ifade eden Gündoğdu, ''Her zaman milletimizin yanında durdu. Dik duruşu ile milletimiz onu, kalbinde sevgisiyle buluşturdu. Biz de bu sevginin yansıması olarak Tacettin Dergahı'na defnedilmesine karar verdik'' diye konuştu.

BBP Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu'nun Tacettin Dergahı'na defnedilebilmesi için Bakanlar Kurulu kararı gerekiyor.

Kaynak: Ajanslar

Yazıcıoğlu'nun otopsi raporu açıklandı


Helikopter sisin içine girip dağa çarpmış ve ölümlerin büyük bölümü de bu sırada gerçekleşmiş...
Pazartesi, 30 Mart 2009 14:31


Kahramanmaraş Cumhuriyet Başsavcısı Fevzi Büyüktümtürk, helikopter kazasında BBP Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu ve beraberindeki 4 kişinin ölümüne ciddi travmatik yaralanmanın neden olduğunu bildirdi. Büyüktümtürk, ölümlerin tamamının kazayı takip eden kısa süre içinde meydana geldiği, bu sürenin yarım saat ile 1 saati geçmeyecek bir zaman dilimi olduğu düşünce ve kanaatine varıldığını bildirdi.

Kazada yaşamını yitirenlere otopsi yapıldı. Otopsi raporuna göre, Yazıcıoğlu ve yanındaki 4 kişi çarpma sırasında yaşamını yitirdi.

Kahramanmaraş'ta düşen helikopterde bulunan BBP Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu ve 4 kişinin otopsi sonucu ile Ulaştırma Bakanlığı ve Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü'nün kazaya ilişkin ilk bulguları, helikopterdeki beş kişinin çarpma anında yaşamını yitirdiğini ortaya koydu. Göksun ilçesi yakınlarında düşen helikopterde bulunan Yazıcıoğlu ve 4 kişiye yapılan otopsi sonucuna göre, enkazın bulunduğu yere 5 metre uzaklıkta bulunan Muhsin Yazıcıoğlu'nun kaburgaları ve bacaklarının kırıldığı, akciğerlerinde kanama olduğu ve karın zarının yırtıldığı öğrenildi.

ÖLENLERİN VÜCUDUNDA KIRIKLAR VARDI

Yazıcıoğlu ve 4 kişinin otopsisini Adana'dan giden 2 profesör, 1 doçent ve bir adli tıp uzmanı yaptı. Ölenlerin vücudunda çok sayıda kırık ve iç organlarında zedelenme olduğu, ölümlerin donmadan kaynaklanmadığı belirtildi. Yazıcıoğlu'nun kayınbiraderi, TBMM Başkan Vekili Nevzat Pakdil, "Oranın şartlarını ve enkazı gördükten sonra, Sikorsky helikopterlerin bile ulaşmakta güçlük çektiği noktada sabotaj ya da başka iddialarla ilgili hiçbir kuşkum kalmadı. Donarak ölmediklerine eminim. Cesetler farklı yerlere dağılmış" dedi. Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü'nün helikopter kazasına ilişkin ilk bulguları ise şöyle:

Helikopter, 1000 ile bin 500 feette (alçaktan) uçuş yapıyor.

Bölgede yoğun sis var. Sis nedeniyle görüş mesafesi sıfıra yakın.

Helikopter, sis içinden geçerken bir anda dağa çarpıyor. Helikopterin kafası içeri göçüyor. Çarpmanın etkisiyle kanatlar dağılıyor. Motor düşüyor.

Helikopter parçaları, 35-40 metre etrafa yayılıyor.

Çarpma anında yolculardan bir bölümü helikopterden dışarı fırlıyor.

Yolcuların bir bölümü, çarpma ve fırlama anında yaşamını yitirdi. Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım ise net bir şey söylemek için raporları görmek gerektiğini belirterek "Bu anlamda ek donanım ya da ek teçhizat gerekiyorsa onun da adımları atılır" dedi.

Kaynak: Dünya Bülteni

1 Mart 2009 Pazar

Uzayda 18 ay yaşayan sivrisinek

Mars'a seyahat çalışmalarını sürdüren Rusya'nın uzaya yolladığı bir sivrisinek, uzay istasyonu yüzeyinde 18 ay hayatta kalmayı başardı
Pazar, 01 Mart 2009 10:39

Gezegenler arası uzun süreli yolculuklar sırasında uzaydın bitkiler ve canlılar üzerinde oluşturabileceği etkileri inceleyen bilim adamları, bu araştırmaları sonucunda Afrika sivrisineğinin uzayda canlı kalabildiğini saptadı. Bir Afrika sivrisineği, uzay istasyonunun dış yüzeyinde tam bir buçuk yıl, beslenmeden ve eksi 150 derece ile artı 60 derece arasındaki yüksek sıcaklık değişimlerinden etkilenmeden canlı kalmayı başardı.

FONKSİYONLARI DONDURDU

Araştırma süresince uzayda "uyuyakalan" sivri sineğin dünyaya döndükten sonra canlanmasını izleyen bilim adamları, kısa ömürlü olan Afrika sivrisinek larvalarının, canlı kalmak için elverişsiz ortamlarda "kriptobiyoz" (bütün hayati fonksiyonlarını durdurma) durumuna geçerek, bütün fonksiyonlarını dondurduğunu gözlemledi.

Sivrisinek larvalarının DNA'sını inceleyen bilim adamları, 30-40 dakikalık sürede bile hayat fonksiyonlarını sınırsız kez dondurup canlandırma yetisine sahip olduğunu saptadı. Rus uzmanlar dünyada canlanan sineğe gıda verilmediğini de belirtti.

Kaynak: Sabah





New Scientist'ten kehanet: İstanbul olmayacak!

Dünyaca ünlü bilim dergisi New Scientist, 2099 yılında İstanbul`un sular altında kalacağını öne sürdü
Pazar, 1 Mart 2009 7::5:


İstanbul kıyıları sular altında kalacak, İngiltere kıyılarında timsahlar güneşlenecek, Brezilya uçsuz bucaksız bir çöle dönüşecek, Saygon, New Orleans, Venedik, Bombay gibi yerler efsanevi kayıp şehirler arasına katılacak ve en kötüsü insanlığın 90'ı tarihe karışacak...

Açıkçası bu hiç kimsenin gelecekte görmek istemeyeceği bir tablo. 2099 yılında küresel sıcaklığın 4 derece artması bekleniyor. New Scientist'te yayınlanan ve bu sıcaklık artışı durumunda 2099 yılı öngörülerini içeren rapora göre Dünya her geçen gün bu "sona" yaklaşıyor.

Sera gazı emisyonunun önlenmesine yönelik çalışmaların başarısız olması
durumunda küresel ısınma artacak. Belki de arkası alınamayacak.

Bilim adamları, ekonomistler böyle bir tabloda kayıpların ardından hayatta
kalanların dünyayı yeniden organize edeceğine inanıyor.

İstanbul sular altında

Derginin kapak konusu yaptığı rapora göre sıcaklıkların artmasıyla birlikte Avrupa'da birçok bölge çölleşecek ve nesli tükenen canlı sayısı artacak.

Raporun Türkiye için en çarpıcı kısmı ise İstanbul'la ilgili. Dergide yer alan haritaya göre İstanbul'un kıyıları suların yükselmesiyle birlikte deniz seviyesinin altında kalacak.

Türkiye'yle ilgili bir diğer bilgi ise doğu bölgelerinde yaşanması muhtemel
aşırı kuraklık.

Edinilen bilgilere göre 41 yıl sonra ortalama sıcaklıklar dünyada 4 derece
birden artarak çölleşmiş ve kuraklaşmış bölge sayısı artacak.

Felaketi andıran raporun sonuçları 2100 yılına girildiğinde dünyada çok farklı bir yaşam olacağını öngörüyor. Bilim adamlarının tahminine göre süreç 2050'den itibaren hız kazanacak.

İklim bilimciler Dünyayı bekleyen bu olası felaket senaryosu karşısında iki
kampa ayrılmış durumda. Birinci grup emisyon hacminin kontrol altına alınması durumunda böyle bir felaketin önüne geçilebileceğini düşünürken, ikinci grup bu dakikadan sonra ne yapılırsa yapılsın faydalı olamayacağı görüşünde.


İyi haber ise hayatta kalmayı sadece 100 çift başarabilse bile türümüz devam edebilecek. Fakat şu anda yaşayan hemen hemen 7 milyar insanın kaybedilmemesi için şimdiden ciddi bir planlama yapılması gerekiyor.

Bu senaryonun gerçek olması için sadece 4 derecelik ısı artışı yeterli olacak.
Global ısı değerlerinde yaşanacak 4 derecelik bir artış aslında çok başka bir
konu, gezegende yaşayanlar daha önce hiç tanımadıkları bir ortamla
karşılaşacaklar.

Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli'nin 2007 raporuna göre 4 derecelik bir artış kolayca meydana gelebilir.

Yapılması gereken ise daha sıcak bir dünyaya ne kadar zaman içinde uyum
sağlayabileceğimiz. Modellemelere göre 2100 yılında dünya 4 derece daha "pişmiş" olacak. Bazı bilim adamları ise bu ısınmanın 2050 yılında gerçekleşeceğinden endişe ediyor.

Dünyada bu büyüklükte sıcaklık yükselişi en son 55 milyon yıl önce
gerçekleşmişti. O zaman sıcaklıklar 5 ila 6 derece artmış, deniz seviyesi
bugünkünden 100 metre daha fazla yükselmiş ve çöller Afrika'nın güneyinden Avrupa'ya kadar uzanmıştı.

Bugün ise bu tür olayların gerçekleşmesi için ısının ne kadar daha yükselmesi
gerektiği, ne kadar daha buzun eriyeceği üzerine senaryolar oluşturuluyor. Böyle bir durumla karşılaşıldığında ilk çözülmesi gereken problem bu kadar çok insanın yaşayabileceği yer bulmak ve bu kadan insanı besleyebilmek olacak.

Daha sonra buzların erimesiyle birlikte okyanuslar genişleyece ve su seviyesi
yükselecek. Tahmin edilen yükselmenin kıyı bölgelerinde 2 metreye ulaşacağı yönünde. Ancak bu faktöre Grönland ve Antarktika'nın büyük bölümünün erimesi eklenince suların yükselişinin çok daha fazla olacağı tahmin ediliyor..

İçinde bulunduğumuz yüzyıl tamamlanırken Batı Antarktika'nın buz tabakalarının erimesi, en az 1 ya da 2 metre denizlerin yükselmesi anlamına geliyor. Hiç buz tabakası kalmayan bir Dünya ise bugünküne göre 80 metre daha yüksek deniz seviyesi anlamına geliyor ki böyle bir durum "korkunç" olarak nitelendirilebilir.

İŞTE BİZİ BEKLEYEN FELAKET SENARYOLARI

Dünyanın yarısı tropik iklimde (artı 30 eksi 30 derece arası) yaşıyor, ki bu
alanlar iklim değişikliğinden en çok etkilenecek bölgeler olacak. Örneğin
Hindistan, Bangladeş ve Pakistan şu anda bile musonların meydana getirdiği
yıkıcı sellerin etkisinde can cekişiyior. Bu bölgeler ısındıkça su çok daha
hızlı buharlaşacak ve Asya genelini kuraklık alacak. Mesela Bangladeş şu anki topraklarının üçte birini kaybedecek.

Afrika'da ise Sahra Çölü'nün çok daha geniş bir alana, yayıldığını düşünmek
yeterli. Diğer modeller Afrika için çok daha kötümser, neredeyse bütün
Afrika'nın çölleşmesinden korkuluyor.

Taze içilebilir su bulabilmek sıcaklıkların artmasıyla dünya için büyük problem olacak. Çin, Güney Batı Amerika, Orta Amerika, Güney Amerika'nın neredeyse tamamı ve Avustralya topraklarında nemin azalmasıyla susuzluk korkunç bir hal alacak.. Dünyanın diğer yerleri bu bölgeler kadar olmasada suya hasret kalacak.

Dünyanın bütün çölleri genişleyecek. Özellikle Sahra Çölü'nün etkisi, Orta
Avrupa'ya kadar genişleyecek.

Avrupa'daki dağlarda bulunan buzullarla beslenen Tuna, Ren gibi nehirler
buzulların erimesiyle küçülecek. Peru Andları, Himalayalar ve Karakurum bölgesi için de benzer bir durum söz konusu. Bunların sonuçları ise Afganistan, Pakistan, Çin, Bhutan, Hindistan ve Vietnam'ın su kaynaklarının hemen hemen yok olması.

Yüksek yaşam

Yeterli su garantili yerler sadece yüksek enlemler olacak. NASA bilimcisi James Lovelock'un geliştirdiği Gaia teorisine göre göre yüksek bölgelerde bir anda nüfus patlaması yaşanacak ve bu bölgelerde her şey yetişecek. Bütün hayat da bundan ibaret olacak. Dünyanın geri kalanı ise birkaç vaha dışında büyük ölçüde çölleşecek.

Peki gezegenin sadece bir kısmı yaşanabilir olacaksa, bu kadar büyük bir nüfus nasıl hayatını sürdürecek. Daha az iyimser olanlar insanoğlunun çok zor bir durumla karşı karşıya kalacağını ve bunu aşmak için yeterince zeki olmadığı görüşünde. Yine de insanlığın bir tür olarak devam edeceğini düşünüyorlar ancak bu yüzyılın sonunda toparlanmasının pek de kolay olmadığının altını çiziyorlar.


Hayatta kalabilen insan sayısının muhtemelen bir milyar ya da biraz daha az
olacağı tahmin ediliyor.

Daha iyimser uzmanlar ise, 4 derecelik bir ısınmanın dünya için büyük bir
değişiklik olduğunu ancak gezegenin hayatta kalmak için yeterince kaynağa sahip olduğunu ifade ediyorlar.

Hayatta kalabilmek için insanoğlunun bazı radikal kararlar vermesi gerekiyor. Toplumumuz yeniden düşünmeli ve jeopolitik çizgilerden arındırılmış ancak
kaynakların dağılımını düzenlemeli.

Şu an ki zihniyetin her ülkenin kendi ürettiği yiyecek, su ve enerjiyle
yetinebilmesi yönünde sabitlendiğini ifade eden uzmanlar, kaynakların nerede
olduğu, nüfus, gıda ve çevredeki enerji üretimi gibi faktörleri planlayarak
dünyaya yeniden bakılması gerektiğini düşünüyorlar.

Ulusal sınırların felaketten etkilenecek insanlara açılmaması durumunda, o
insanlar ölüme terkedilmiş olacak.

Uzaylılar deli olduğumuzu düşünürdü

Yine uzmanlara göre eğer uzaylılar Dünya'ya gelseydi Pakistan, Mısır gibi kurak bölgelerde yaşayan insanların su sorunu çektikleri halde yetişmesi için bol su isteyen pirinç ektikleri, az su isteyen mısırı ise ithal ettiklerini görselerdi muhtemelen insanoğlunun deli olduğunu düşünürlerdi.

Bilim adamları dünyanın uzak güney ve kuzey bölümlerinde yağış artışı olacağını ifade ediyor. Kanada, Sibirya, İskandinavya, Grönland'ın buzsuz kısımları, Patagonya, Tazmanya, Avustralya'nın kuzeyi, Yeni Zelanda ve Antarktika'nın batı kıyıları bu bölgeler içine giriyor. Diğer bir deyişle bu saydığımız bölgeler diğerlerine göre daha yaşanabilir olacak ve göç alacak.

BU KADAR İNSAN NEREDE YAŞAYACAK?

Bir insanın minimum yaşanabilir alanını 20 metrekare olarak kabul edersek, 9 milyon kişinin yaşayabilmesi için 18 bin kilometrekare alan gerekir. Kanada tek başına 9.1 milyon kilometre kare alana sahip. Diğer yüksek enlemdeki bölgeler Alaska, Britanya, Rusya ve İskandinavya'yı da eklersek deniz seviyesinde artış olsa bile herkes için yeterince yaşam alanı var.

Su erişim olan bu araziler olası senaryonun gerçekleşmesi durumunda gıda da üretebilen değerli bir hale gelecek ve insanlar bu bölgelere göç edecekler.
Eskiye göre daha kısıtlı bir alan olduğu için insanların birbirine bu kadar
yakın yaşaması sorunları da beraberinde getirecek. Hastalıklar da kolay
yayılacak. Salgınların izlenebilmesi için erken uyarı sistemleri kurulması
gerekecek.

Bu kadar insanın aynı yerde yaşamasıyla hava daha da sıcak olacak. Şehirler normal hava değerlerine ek olarak 2 derece daha fazla ısı üretiyor. Bu sıcağa karşı binaların çatılar yansıtıcı özelliğe sahip renklerle boyanmalı ve çatılara
bitkiler ekilmeli ki aşırı sıcaklık artışı önlenebilsin.

Su azalacağından daha verimli tarım yöntemlerinin uygulanması gerekecek. Bununla birlikte ürünlerin büyüyeceği mevsimler kısalacak. Bu nedenle ısıya ve kuraklığa dayanıklı ürün çeşitleri ekilmesi gerekecek. Belki de pirinci tamamen unutup patatese de veda etmek zorunda kalacağız.

Vejetaryen distopyası

Muhtemelen dünya daha vejetaryen bir gezegen olacak. Asitli denizler, aşırı
sıcak insanoğlunu balıklardan yoksun bırakacak. Yumuşakçalar tükenecek.
Tavukçuluk sadece tarım alanlarının kenarlarında yapılabilen sınırlı bir sektör
olacak çünkü bu hayvanları besleyecek ne yeterli ürün ne de uygun yer olmayacak. Aynı durum hayvancılık için de geçerli.

Hayvanların ve hayvancılığın azalması sonucu alternatif gübreleme için insan
atıkları işlenmek zorunda kalacak. Sentetik etlere ve diğer gıdalara
yönelinecek.

Dev güneş panelleri

Kentlere enerji sağlayabilmek için maceracı fikirlere ihtiyacımız olacak. Kuzey Afrika üzerine kurulu devasa güneş enerjisi toplayıcı platformlar, Orta Doğu ve Güney Amerika'da dev güneş kuşakları kurulabilir. Buralarda elde edilen enerji yüksek gerilimli mevcut iletim hatlarıyla şehirlere taşınabilir veya hidrojen olarak nakledilerek daha sonra güneş enerjisi kullanarak suyu ayrıştırıp depolanabilir. Burada şöyle bir soru ortaya çıkıyor. "Peki güneşten elde edilen bu enerji, bu kadar insanın tüketimini karşılayacak mı?"

Normal şartlarda bu sorunun cevabı hayır. Ancak enerji üretimi için kullanılan yöntemler ve yeni yaşam tarzıyla artık çok daha az enerjiye ihtiyacımız olacağı unutulmamalı. Yapılacak montajla binaların kendi enerjilerini elde etme imkanı da sağlanabilir ki bugün bile bunun bazı örnekleri var.

Eğer toprağı, enerjiyi, gıdayı ve suyu verimli bir şekilde kullanabilirsek bunca
nüfusun hayatta kalma şansı var. Ancak bunda bir süreklilik olmalı ve insanlar buna uyum sağlamalı.

Bütün bunlar insanların yaşayabilmesi için... Ancak bu olası felaket durumunda ekosistemlerin kaybolacağı, suyun azalacağı, sıcaklıkların yükseleceği, biyoçeşitliliğin hemen hemen yok olma noktasına geleceği unutulmamalı. İnsanlar aslanların kaplanların soylarını korumasını unutmak zorunda kalacaklar, çünkü insanlar onlara göre yaşamak için çok daha fazla şeye ihtiyaç duyuyor ve çok daha çaresiz.

Kaynak: Dünya Bülteni