10 Ocak 2009 Cumartesi

Bu Savaş ABD'nin Senaryosu


Eski MİT mensubu Mahir Kaynak, halen devam eden İsrail ve Hamas arasındaki savaşla ilgili Stratejikboyut'a ezberbozan açıklamalarda bulundu. Kaynak'a göre İsrail ve Hamas arasındaki bu savaş bir senaryo. Tıpkı İsrail-Arap savaşı gibi. İsrai ve Hamas bu savaşta ABD'nin piyonu. Asıl amaç, Irak'ın işgali ile bölgeye yerleşen ABD'nin çıkmadan önce Ortadoğu temizlik yapmak istemesi ve bölgeyi yeniden dizayn etme çabası.

Peki bu oyunda ABD'nin Türkiye'ye biçtiği rol ne?

Siz İsrail ile Hamas arasındaki savaşta tarafların piyon olduğunu, her iki tarafında birşey elde edemeyeceğini savaşın asıl nedeninin başka olduğunu söylüyorsunuz? O zaman bu savaş kimin savaşı ve asıl amacı ne?

Bu savaş İsrail'in savaşı değil. Zaten İsrail'in bu savaştan elde edebileceği de çok fazla birşey yok. Hamas'ın da bu savaştan bir kazancı olmayacak. Bu savaş tam bir senaryo.

1973 yılında İsrail-Arap savaşı olmuştu. O savaş dünya petrol fiyatlarının artması için gerekliydi. Yani ABD'nin o dönemde Avrupa'ya yönelik bir operasyonuydu.

Siz bir olayı değerlendirmeden önce sonuçlarının kime yarayacağınının iyi analiz edilmesi gerektiğini söylüyorsunuz hep. Bu savaşı da bu açıdan ele aldığımızda sonuçları neler olacak ve kimin işine yarayacak?

Burada büyük güç kendi projesini gerçekleştirmek için İsrail ve Hamas'ı kullanmaktadır.

Olayı sonuçları açısında ele aldığımızda;

İran, bölgede İslam dünyasının hamisidir. Dolayısıyla İran'ın bölgedeki etkinliği zayıflatılmalı ve hatta yok edilmelidir. İran, şu anda İsrail'in en büyük düşmanı ama hiçbir şey yapmıyor ve olaylara seyirci kalıyor. Eğer çatışmanın tarafı haline gelirse Büyük Güç amacına ulaşmış olacaktır. Eğer İran, bu savaşta tepki vermezse bu sefer iktidardakiler kendi ülkesinde sorun yaşar.

Mısır için durum nedir?

Filistinliler Mısır’da büyük eziyet çekerken Mısır, sınırları kapatıyor. ABD, Mübarek’tan fazla memnun değil. Mısır’da bir değişim istiyor. Onun içinde seçimlerde kullanılacak bir materyale ihtiyaç var. Gazze'deki çatışmalar, İran ve Mısır'daki iktidarların sonu olabilir...

Suriye için durum nedir?

Ben Ortadoğu’da Suriye ya da Mısır gibi aktörlerin olduğundan bahsetmiyorum. Böyle bir aktör yok. Dünyada büyük güçler var. Sarkozy sürekli Suriye ile temasta ve geçmişten beri Suriye’yi Fransa kendi toprakları olarak telakki ediyor. Suriye’nin Avrupa ile ilişkileri çok sıkı. Amerika Suriye’de bu hükümeti devirip burada Sünni bir hükümet kurmak istiyor. Suriye’nin yüzde 80’ni Sünni. Ama iktidarda başka bir mezhep var.

Bu operasyon çok anlamsız bir savaştan ibaret değil. Lütfen bu savaşı siyasi sonuçları ile değerlendirin. Bu savaşı Hamas-İsrail savaşı olarak değerlendirirseniz bunu kabul etmem.

Bu savaştaki asıl neden ABD Irak'tan çekilmesi sonrası bölgenin nasıl şekil alacağının dizayn edilmesi olayıdır.

ABD Irak’tan çekilince bölgede kontrolü kim sağlayacak? İran’ın bertaraf edilmesi ve yerine Türkiye’yi ikame edilmesi lazım. Türkiye’nin herkesten fazla elini taşın altına koymasına bir de bu gözle bakın. Rusya bile sakin sakin oturuyor. Türkiye bölgeyi karış karış geziyor. Arap dünyasının koruyuculuğuna soyunur. İran sesini çıkaramıyor. Türkiye çıkarıyor. ABD bölgeye Türkiye’yi hazırlıyor.

www.stratejikboyut.com ÖZEL - Yetkin YILDIZ

4 Ocak 2009 Pazar

"Gazze'de Türk - Arap gücü oluşturulsun"

İsrail`in ABD eski büyükelçisi Gazze'de Türk ve Arap kuvvetlerinden oluşan bir barış gücünün konuşlandırılmasını önerdi
Pazar, 04 Ocak 2009 17:14



İsrail'in Gazze'ye yönelik operasyonlara tepkiler tüm dünyada devam ederken, uzmanlar krize ilişkin tartışmalarını da sürdürüyor.

New York Times gazetesine konuşan ABD'nin İsrail nezdindeki eski Büyükelçisi Martin Indyk de, İsrail'in üstünlük sağlaması halinde Filistin Yönetim Başkanı Abbas'ın Gazze üzerindeki otoritesinin yeniden tesis edilmesi amacıyla bölgeye Türk ve Arab kuvvetlerinden oluşan çokuluslu bir barış gücünün konuşlandırılmasını önerdi.

New York Times gazetesi, Gazze krizine ilişkin geniş haberinde İsrail ve ABD açısından "Çok iyimser" senaryoda İsrail'in Hamas'a karşı "net bir zafer" sağlamasının, ve bu zaferin, Mısır, Ürdün ve daha uzaklardaki ülkelerin "İslami militanlar ve bunların bölgedeki en büyük sponsörü olan İran'a karşı ortak tutum ilan etmesi"ni kolaylaştırmasını içerdiğini yazdı. Gazete şöyle devam etti:

"Ondan sonra ve İsrail nezdindeki eski Amerikan Büyükelçisi Martin S. Indyk'in argümanına göre, Türk ve Arap kuvvetlerinden oluşan uluslararası barış gücü, El Fetih harekatına liderlik yapan, tüm Filistinlilerin Başkanı olup ancak gerçekte sadece Batı Şeria'nın zayıf lideri olan Başkan Mahmut Abbas'ın Gazze'deki siyasi kontrolünün yeniden tesis edilmesinin yolunu hazırlayabilir."

Aynı senaryoya göre, bunu İsrail ile Filistin arasında iki devlete ilişkin bir antlaşmanın izleyebileceğini ve İsrail ile Suriye arasında barış sağlanabileceğini belirten gazete, bunun sonucunda İran'ın izole edileceğinin düşünüldüğünü de kaydetti.

Kaynak: Ajanslar

Haaretz gazetesi 'Türkiye'nin Gazze planı'nı yazdı

Haaretz'e göre, Türkiye'nin Gazze konusunda iki aşamalı bir planı var.
Pazar, 04 Ocak 2009 21:01


Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Gazze için bölgede "mekik diplomasisi"ni sürdürürken İsrail'in Haaretz gazetesi, Türkiye'nin önerdiği iki aşamalı planı yazdı.

İsrail'in önde gelen gazetelerinden Haaretz, yayınlandığı analizde Başbakan Erdoğan'ın, "mekik diplomasi" çabalarının çerçevesinde Suudi Arabistan'ı da ziyaret ettiğine işaret ederken Gazze için kalıcı bir çözümün, sadece Hamas ile İsrail arasında bir anlaşma değil, Arapların da barıştırılmasını da gerektirdiğini savundu.

Analizinde Arap ülkelerinin Gazze'ye ilişkin tutum farklılıklarına dikkat çeken Haaretz, Erdoğan'ın üstlendiği misyonun zorluklarını anlamaya başladığı yorumunu da yaptı. Suudi Arabistan ve Mısır'ın krizin en büyük sorumlusu olarak Hamas'ı gördüğünü, Suriye'nin ise Hamas'ın tanınması için çabaladığını belirten gazete, Türkiye'nin iki aşamalı planına ilişkin şunları yazdı:

"Araplar arasındaki krizin üstesinden gelinmesi için Türkiye, iki aşamalı planını kabul ettirmeye çalışıyor. İlk aşama, iki tarafın ateş kes ilan etmesi ve Güney Lübnan'da görev yapan UNİFİL gücünü model alan uluslar arası bir barış gücünün İsrail-Gazze sınırına konuşlandırılmasını içeriyor. Türkiye bu görev için kendi kuvvetlerini öneriyor. Eğer ateş kes tutarsa, Türkiye'nin Hamas ile El Fetih'i barıştırmayı amaçlayan bir Arap anlaşmasının hazırlanması için Suudi Arabistan, Suriye ve Mısır arasında arabuluculuk yapacağı ikinci aşaması devreye girebilecek. Bunun ardından da Filistin'de seçim yapılacak."

Buna karşın gazete "Türk planı, çatışmalar için hemen bir çözüm öneremeyen uzak bir vizyonu gibi görünüyor" görüşünü de dile getirdi.

Kaynak: Ajanslar

Arap dünyası birbiriyle dövüşüyor

Kahire'de toplanan Arap Birliği Parlamentosu'nda vekiller birbiriyle kavga etti.
Pazar, 04 Ocak 2009 20:44


Kahire'de toplanan Arap Birliği Parlamentosu'nda Gazze konusu ele alındı. Görüşme sırasında Irak ve Libyalı temsilcilerin Mısır'ı Gazze'deki katliama ortak ilan etmesi, Mısır'ın tepkisine sebep oldu ve üyeler arasında tartışma çıktı. Arap Parlamento Başkanı Muhammed Casim El Sakkir, tartışmalara rağmen Mısır'ı suçlamayı sürdürdü.

El Sakkir'in, "Yıllardır Filistin davasını savunan Mısır, İsrail ile anlaşarak Filistinlilere komplo kurdu. Gazze'de yaşanan katliama Mısır da ortaktır" demesi üzerine Mısırlı üye Mustafa El Fikhi, "Mısır tüm işlerini açıktan yapıyor. Sedat İsrail ile barış yaparken, Arap dünyasına bunu ilan etti. Mısır hiçbir Arap ülkesine komplo düzenlemedi.

Bazılarının Mısır'ı hainlikle suçlamaları, Mısır'ı Arap denkleminden dışarı çıkarabilir. Bunun sonucunda da Arap dünyası zararlı çıkar" şeklinde yorum yaptı. Suçlamaların devam etmesi üzerine Mısırlı üye Mustafa Fikhi, oturumu "Siz ayıp ediyorsunuz" diyerek terk etti.

Öte yandan Arap Birliği Genel Sekreteri Amr Musa saldırıları kınayarak, "İsrail'in yaptığı operasyonlar kendini savunmak için olamaz. Kurbanların yüzde 40'ını sivillerin oluşturduğu İsrail saldırıları, savunma eylemi olarak anlamlandırılmaz" şeklinde konuştu. Musa, "Biz sivillerin saldırılardan korunmasına ve uzak tutulmasına çalışıyoruz" dedi.

kaynak: iha

The Guardian: Yahudi lobileri seferber

The Guardian gazetesi, Yahudi lobilerinin İsrail'in Gazze katliamını haklı kılmak için seferber olduklarını yazdı.
Pazar, 04 Ocak 2009 17:47


İngiliz The Guardian gazetesi, İsrail'in bir taraftan askeri operasyonu sürdürdüğünü, diğer taraftan da operasyonu haklı kılmak için uluslararası alanda lobi faaliyetlerine devam ettiğini bildirdi. Gazete, İsrail yanlısı lobi grupları ve medya organlarının tüm dünyanın dikkatini Hamas'ın attığı roketlere çevirme gayretinde olduğunu yazdı.

Operasyonun başlamasıyla birlikte başta ABD'deki 'The Israel Project' ve İngiltere'deki 'British-Israel Communications' (Bicom) lobi gruplarının seferber olduklarını vurgulayan The Guardian, İsrail'in video paylaşım sitesi YouTube'a operasyonla ilgili attığı görüntülerle yabancı medyayı da etkisi altına almak istediğine dikkat çekti.

Haberde, "İsrail, askeri operasyonun yanında kendi davasını haklı çıkarmak için benzer bir operasyonu da sürdürüyor. Her ne kadar Filistinli kadın ve çocukların cesetleri morgları doldurmuş olsa da, İsrail bunu Batı dünyasına teröre karşı verilen savaş anlayışı ile sürdürüyor görünümü veriyor" yorumunda bulunuldu.

Dünya medyasını etkisi altına almak için İsrail tarafından yeni bir birim kurulduğunu yazan gazete, bununla birlikte yurtdışındaki diplomatların, lobi gruplarının, medya organlarının ve diğer İsrail destekçilerinin bu uğurda seferber olduklarını kaydetti.

İsrail'in yaptığı plan ve lobi faliyetleri nedeniyle Gazze'ye yapılan kara operasyonunun 'işgal' olmadığı yönünde dünya gündemini inandırmayı başardığına dikkat çeken The Guardian, İsrail'in 2005 yılında Gazze'den çekildiğini, ancak Hamas'ın roket saldırılarına son vermediğini bahane ettiğini aktardı.

Kaynak: Sabah

‘İnş’Allah’

Murat Yetkin / Radikal

Her yerde kar var/Kalbim senin bu gece.' Bu harika şarkı 1964'te Fecri Ebcioğlu'nun sözleriyle Ajda Pekkan tarafından söylenmeden önce zaten 'Tombe la Neige' olarak gençlerin kalbine girmişti Türkiye'de. Sonra şarkının sahibi Adamo tarafından, Türkçe sözlerle de okundu.
Adamo, bu 1964 başarısından sonra 1967'de önemli bir çıkış daha yaptı. Inch'Allah bir anda müzik listelerini altüst etti. Arapça 'Allah'ın izniyle' sözünü Avrupa müzik listelerinin zirvesine yerleştiren Adamo, bu şarkısında Ortadoğu'da yaşanan trajedinin barışa vesile olmasını diliyordu.
On dörtlükten oluşan balad şu iki dörtlükle bitiyordu:
"Evet gördüm Kudüs'ü/İbibiği kayada tüneyen/Duyarım bu ağıtı/Eğilsem üzerine
Bu ağıt altı milyon ruha/Çocuklara, kadınlara adamlara/Ve o ruhlar ki acımasız kumda/Büyütüyor altı milyon ağacı"
Acımasız kum, çölü anlatıyordu. Çöl İsrail'i. İsrail, 5 Haziran 1967 sabahı üç koldan saldırıya uğramıştı. Mısır, Suriye ve Ürdün orduları İkinci Dünya Savaşı'nda yaklaşık 6 milyon ferdi tarihin en büyük soykırım girişimine maruz kalan İsrailoğullarına, savaş sonrası BM tarafından Filistin topraklarının bir bölümünde kurulan İsrail devletini yok etme savaşına girişmişlerdi. İsrail can havliyle öyle bir direniş sergiledi ki, siyasi tarihe 'Altı gün savaşı' olarak geçen mücadelenin sonunda topraklarını dört kat genişletmişti. Suriye'den
Golan tepelerini, Ürdün'den Batı Şeria'yı, Mısır'dan bütün Sina yarımdasını aldı. Gazze şeridi de 1967'de İsrail kontrolüne geçti.
İkinci Dünya Savaşı'nın ikinci yarısında, 1943'te Mussolini İtalya'sının Sicilya Adası'nda doğup, savaşın ardından, 1947'de Belçika'ya maden işçisi olarak iltica eden fakir bir babanın koyu Katolik eğitimiyle büyümüş oğlu Adamo, dünyaya siyaset gözlüğüyle değil, duygularıyla bakan bir sanatçıydı. Sanatçı duyarlığı ile her din için kutsal olan Kudüs'te ve Ortadoğu'da patlayan trajediyi 'Inc'Allah-İnş'Allah' şarkısıyla böyle yansıtmıştı.
Adamo'nun hayranları, Inc'Allah şarkısının sözlerinin 1993'te değiştiğini fark ettiler. Bazı dörtlükler, örneğin Kudüs'ün Hıristiyan özelliklerinin vurgulandığı bölüm artık yoktu. Ama şöyle bir dörtlük eklenmişti:
"Ama işte bu kadar nefretten sonra/İsmail'in ve İsrail'in oğulları/Sükûnetle (birleştirip) ellerini/ Azat ediyorlar güvercini gökyüzüne"
Ve İnş'Allah şarkısının o en vurucu son dörtlüğü şöyle değişmişti:
"Bu ağıt milyonlarca ruha/Çocuklara, kadınlara, adamlara/Bu dramın iki yanında yere düşen/Yeter bu kan..Selam..Şalom"
Adamo ne olmuştu da, 1993'te şarkısının sözlerinden fazla 'İsrailci' görünen kısımları ayıklamış, dramı İsrailliler ve Filistinliler, Araplar arasında paylaştırmıştı?
Bu değişikliğin hemen öncesinde İsrail'in dünyada geniş tepkilere yol açan 1991-1992 Lübnan'ı işgal operasyonunu ve 400 bin Filistinliyi Lübnan'a sürme girişimini bulabiliriz. Bu trajedi, Adamo'yu kendi şarkısına tahammül edemez hale getirmiş olabilir mi? Mümkün.
Ve geliyoruz 2008'e. 2008'in son haftalarında Adamo bir 'olgunluk dönemi albümü çıkardı;
'Le Bal Des Gens Bien-İyi İnsanlar Balosu.' Fransızca şarkıları 100 milyondan fazla satan bir şarkıcı olan Adamo, bu albümde eski şarkılarını genç Fransız şarkıcılarla düet yaparak seslendiriyordu. Ve İnş'Allah'ın sözleri bir kez daha değiştirilmişti. 1993'teki İsmail-İsrail dörtlüğü yoktu. Onun yerine sanatçı şöyle isyan ediyordu:
"Cehennemin tanrısı mı, yoksa göklerin mi/İstediğince çıkarsın ortaya/Filistin'de ve İsrail'de titriyor çocuklar/Ve geçiyor zaman, bir şey değişmiyor"
Değişen bir şey vardı aslında. Adamo'nun şarkısının sözleriyle birlikte bir halkın mazlum görülürken nasıl zalim görülmeye doğru değişimiydi bahis konusu olan.
Nakıs Fransızcamla yanlış yapmamak için bu değişimi dün (gerçek bir entelektüel, Nobel Edebiyat ödülü sahibi Le Clézio'yu Türkçe'ye çevirecek kadar sıkı bir Frankofon ve Ortadoğu sorununun tam ortasındaki diplomatlardan biri olan) Türkiye'nin İslamabad Büyükelçisi Engin Soysal'a danışma ihtiyacı duydum. Değişim çarpıcıydı.
Ortadoğu sorunu aslında Kudüs sorunudur ve dünyanın devam etmekte olan en eski siyasi sorunu. Gazze şeridinde yaşanan (ve Başbakan Tayyip Erdoğan'ın da yangını söndürmek için çaba harcadığı)felaket, bu tarihi sorunun bugün görünen yüzü. Kolay çözülmeyeceğini kabul etmek, çözüme doğru atılacak en önemli adım olabilir; İnş'Allah.

Radikal

'İsrail'i kendisine karşı korumak'

DW Ortadoğu uzmanı Peter Philipp, İsrail'in Gazze'deki kara harekatının nedenlerini irdelediği yorumunda, Batılı ülkelere de İsrail'e karşı tutumlarını gözden geçirmeleri çağrısında bulunuyor.

“İsrail Başbakanı Ehud Olmert ve diğer yetkililer, kara harekatının hedefinin Hamas’ın Gazze Şeridi’ndeki egemenliğini sona erdirmek değil, İsrail’e yönelik roket saldırılarını önlemek olduğunu vurguluyor.

Uluslararası basına kapalı olmasına rağmen bölgeden alınan haberlere göre ise gerçekler farklı bir dil konuşuyor. Hamas temsilcilerini hedef alan saldırılar, bakanlıklar ve idari binaların yerle bir edilmesi ve tabii ki hala sivillerin öldürülüyor ve zarar görüyor olması. Ölen her dört kişiden birinin sivil olduğu söyleniyor. Tüm bunlar, dürüst olmak gerekirse, roket saldırılarını önleme hedefiyle pek ilgili değil. Daha çok Hamas’ı yok etme girişimi.

Sonuçları kestirmek zorlaştı

Ancak her iki hedefe de kısa ya da uzun vadede bombardımanlarla ulaşılamayacak olduğu görüldüğünden kara harekatı başlatıldı. İsrail birliklerinin günlerdir Gazze Şeridi sınırına yığıldığı görülmesine rağmen kara harekatının başlaması şok yarattı. Çünkü İsrail ordusunun Gazze’ye girmesi bu silahlı çatışmaya yeni bir boyut kazandırıyor. Çatışmanın sonuçlarını kestirebilmek daha da zorlaştı.

Hava saldırıları bir anda durdurulabilir, ama kara harekatına hemen son verilemez. Askerlerin geri çekilmesinin yetkililer açısından yenilgi ya da kaçış olarak görünmemesi gerekir. Çünkü aksi takdirde iki taraftan da verilen kurbanların anlamı kalmaz. İşte bu nedenle askerleri geri çekmek bir başarının ardından gerçekleşmek zorunda. Tek soru: İsrail Gazze’de hangi başarıyı umuyor olabilir?

Harekatın amacı Abbas'ı güçlendirmek mi?

Günün birinde Gazze Şeridi’nden İsrail’e tek bir füzenin bile atılmayacağı güvencesi mi? Ya da Hamas’ın Gazze’deki iktidarının kırılması, barış için irade gösteren ılımlı Filistin lideri Mahmud Abbas’ın yeniden Gazze’de iktidarı ele geçirmesi ve böylece İsrail’in yeniden kabul edilebilir bir muhataba kavuşması mı?

Kulağa abartılı gelebilir, ama Olmert hükümetinin hesabı bu olsa gerek. Olmert, Filistin tarafında kabul edilebilecek bir muhatabı da ciddiye almadığını gösterdi gerçi. Ama alternatif, Gazze Şeridi’nin yeniden uzun süreli işgali olur, bunu da İsrail’de kimse istemiyor.

Gazze’ye kara harekatı işte bu nedenle önümüzdeki soru ve sorunlara çözümler getirmeyecektir ve sonuçta muhtemelen yeniden kırılgan bir ateşkes ilan edilecek, bir sonraki çatışma için beklenecektir. Yüzlerce ek ölü atmosferi daha da zehirleyecek ve çatışmalar her seferinde daha da şiddetlenecektir.

ABD ve AB tutumunu gözden geçirmeli

Bu durum özellikle Washington’dakileri, ama aynı zamanda Berlin dahil olmak üzere Avrupa başkentlerindeki yetkilileri düşündürmelidir. Amerikan yönetimi ve Avrupa hükümetleri, İsrail’in kendini müdafaa hakkını gerekçe göstererek yanlış bir dayanışma anlayışı içinde ve ateşkes çağrılarını bile engelliyorlar. Evet, tabii ki İsrail’in kendini müdafaa hakkı var. Ama bu şekilde giderek daha da derinleşen bir kaosa sürüklendiği için, İsrail’i kendisinden de korumanın zamanı.”

Peter Philipp

Arap Ilımlıları İçin Cep Sözlüğü (Bilinçaltı okumaları)

Reşid Sabit

Aşağıda işbirlikçi Arap rejimleri yetkililerinin yaptığı açıklamaları takip edenlerin yabancı kalmayacakları siyasi terminolojiyi anlamaları için anahtar olabilecek stratejik önemdeki sözcüklerin anlamları verilmiştir. Allah kolaylık versin diyelim..

RESMİ YETKİLİLER İÇİN:

Samimiyet ve her şeyden soyutlanarak Filistin halkının yanında yer alacağız: Filistin halkının yanında, onunla dalga geçmek ve başına gelen şeylere sevinmek için her şeyden soyutlanarak yani çıplak bir şekilde onun yanında yer alacağız. Çünkü Filistinliler hala direnişe ve setr-i avrete inanıyorlar..

Mısır, İsrail'in Batı Şeria ile Gazze arasındaki bölünme ve Gazze'deki yükümlülüklerinden kurtulma planını reddediyor: Mübarek rejimi, 1967 yılında işgal edilen bütün Filistin toprakları üzerinde, işgalden hissesine düşeni yapma ve aynı kararlılıkla Siyonistlere boyun eğmeye hazırdır.

Mısır, İsrail'in tuzağına düşmeyecek: Mübarek rejimi, İsrail'e tuzak kurmasına yardım edecektir, çünkü kişinin kendi tuzağına düşmesi mantıklı değildir.

Mısır, Gazze ile Batı Şeria'nın arasındaki ayrılığı derinleştirmeye ortak olmayacaktır: Mübarek rejimi, Yol Haritası'nın ve bütün işbirlikçi planların gerek Batı Şeria'da gerekse Gazze'de eşit bir şekilde uygulanmasına yardımcı olacaktır.

Siz, hangi mazeretin arkasına sığınırsanız sığının Filistinlilere yönelik işlediğiniz katliamlardan sorumlusunuz: Genellikle Siyonistlere söylenen bir cümle. Bu cümleyle kastedilen şudur: "Ey siyonist sen yeterince zekisin, Ey sevgili siyonist, senin Filistinli İslamcıları ve Müslümanları boğazlamaktaki hakkını teslim etmekle birlikte şimdilik öfkene hakim olmanı rica ediyorum."

Sizin kana bulaşmış eliniz, insanların öfkesini kabartıyor, ve barış umutlarını suya düşürüyor: Yani şunu söylemek istiyor: "Elini yıkamak için sabun ister misin hocam? Yeni yılın kutlu olsun."

Kimsenin Filistinlilerin kanıyla ticaret yapmasına izin vermeyeceğiz: Kimsenin Filistin direnişiyle dayanışmaya girmesine izin vermeyeceğiz. Çünkü Filistinlilerin katili Siyonistler değil yine Filistinlilerin kendileridir. Başka bir yerde ise bu sözün şu anlama geldiği rivayet edilmektedir: "Filistinlilerin kanının bedeli ebediyen ödenmiştir; Siyonist kardeşlerimizin onları katletme özgürlüğü ve hakkı vardır. Kimsenin Filistinlileri İsrail'in iyice onları hırpalamadan bırakmasına izin vermeyeceğiz."

İsrail saldırılarına karşı ilk gününden beri tavrımız, slogan ve hamasetten uzak bir şekilde nettir: Tavrımız, Arap ve Müslümanların inanmakta olduğu bütün ahlaki ilke ve şiarlardan uzak olup son derece pragmatist ve fırsatçıdır.

Direniş hakkı sabit bir hak olup gayet meşrudur: Ne söyleyenin ne de bu sözü dinleyenin inanmadığı içi boş sözler, -özellikle de, resmi yetkililer tarafından dillendirilmişse-.

Ancak direniş, elde ettiği başarılar ya da neden olduğu yıkım ve can kaybı yüzünden halkların karşısında sorumludur: Sloganik ve hamasetten uzak durarak, direnişin hemen durdurulması gerektiğine inanıyoruz.

RAMALLAH YÖNETİMİ İÇİN:

Filistin gruplarının ve ulusal faaliyetlerin temsilcileri: Kendilerine ödenek ayrılacaklar listesindekiler.

İsrail saldırılarının kayıtsız şartsız hemen sona erdirilmesi: Yani, kuşatma ve ateşkesin karşılıklı olması konularında Hamas'ın hiçbir şart ileri sürmemesi.

Gazze'nin halen devam etmekte olan zalimane saldırılardan korunması: Gazze'yi yasa dışı hükümetten (Hamas yönetiminden) korumak.

Gazze'nin yaralarını, bölgesel ve özel çıkarlar için kullanılmasına izin vermemek: Arap ve İslam ülkelerinin Filistin'le gösterdiği dayanışmaya ve her türlü desteğe özellikle de Mahmut Abbas yönetiminin hesaba katılmadığı durumlarda, son vermek.

Katılımcılar kardeş Mısır'ın rolünün önemini teyit ettiler: Yani Mısır'ın, Hamas ve direnişin yok edilmesindeki rolünü..

…ve Mısır'ın halkımıza yönelik samimi desteğini…: yani buradaki ibarede halkımız derken 'mız'dan kasıt, halkın Ramallah yönetimine hizmet eden kısmıdır. (bunu Filistinliler yapamayacağına göre) bir başka ifadeyle İsrail halkı.

..halkımıza yönelik haksız kampanyaların reddi: Mübarek rejiminin ya da bizim İsrail saldırılarına olan desteğimizi teşhir etmek; hatta İsrail'i saldırması için cesaretlendirmemizi ifşa etme kampanyası..

Saldırıların sorumluluğu, taşkın eylemler yapanlara aittir: Ben MOSSAD ajanıyım..

Hamas, suça ortaktır: "Ben MOSSAD ajanıyım" derken gayet ciddiydim.

Gazze, meşru bir yönetime kavuşacaktır: Gazze; ihanet, hıyanet, darbecilik, fuhuş, uyuşturucu ticareti konusundaki güvenlik koordinasyonuna yeniden kavuşacaktır. (Not: Bu söz, sözün sahibi habislerin ulaşılması imkansız olan bir şeyi temennisi ve sanrısından başka bir şey değildir.)

Bütün dış mihraklı planlar suya düşecektir: "Direniş yok olacak ve ihanet yeniden galip gelecektir, Filistin direnişi dış mihraklı bir eylemliliktir. Zaten İzzettin el-Kassam da Suriye'den gelmemiş miydi?

Biz, Fetih hareketinin veya Özerk yönetimin, İsrail'in Gazze'ye karşı yürüttüğü İsrail saldırılarını istismar etme gibi bir niyeti olmadığını, bunu Gazze'ye yeniden hakim olmak için kullanmayacağını buradan deklare ediyoruz: Fetih hareketi ve Özerk Yönetim, Gazze'ye yönelik İsrail saldırılarını elinden geldiğince istismar edecek, hatta siyonist tankların üzerinde de olsa Gazze'ye dönmek için hiçbir araca başvurmaktan geri durmayacaktır.

Gazze'de halkımızla dayanışmak için her türlü yılbaşı kutlamaları iptal edilmiştir: Adet olduğu gibi bu sene de içki içecek, sarhoş olacağız; Ancak havai fişek gösterileri yaparak iyice kendimizi rezil rüsva etmeyeceğiz.


Dünya Bülteni için çeviren: İbrahim İslamoğlu

Hamas ve iki istihbarat başkanı

Mustafa Özcan

Hamas istihbaratçıların düşüş ve yükselişinde rol oynuyor. Daha doğrusu Hamas'ın rolü ve etkinliğini anlayabilmek için istihbarat dünyasındaki tesirine bakmak icap eder. Bu bağlamda, Gazze saldırısı sonrasında Ürdün istihbaratında bir deprem yaşandı. Ürdün yönetimi 1999 yılında Halit Meşal ve üç üst düzey arkadaşını, Ürdün'den kovmuştu. Onlar da daha sonra birer ikişer Şam'a yerleşmişlerdi. Kovulmalarından yaklaşık 9-10 yıl sonra Ürdün Muhaberatı Başkanı General Muhammed Zehebi, Amman'da Muhammed Nezzal'i ağırlamış ve onunla uzun bir görüşme yapmıştı. Ağustos 2008 tarihinde gerçekleşen bu görüşme Ürdün yönetiminin yeniden Hamas'a bir açılımı ve yeni bir sayfa açması olarak değerlendirildi. Ama arkası gelmedi, kesildi. 2008'i, 2009'a devrettiğimiz günlerde Jerusalem Post gazetesinin internet sitesi, 2005 yılında postuna oturan Muhammed Zehebi'nin Kral Abdullah II'nin hizmette gösterdiği üstün gayret ve fedakarlıktan dolayı şükranlarıyla birlikte görevine veda ettiğini duyurdu. Acaba bu sürpriz gelişme nasıl değerlendirilmeliydi?

Generalin en önemli özelliği veya uluslar arası ilişkiler açısından sayılabilecek günahı Muhammed Nezzal'la görüşmesinden ibaret görünüyor. Öyleyse Hamas'ın cezalandırıldığı bir ortamda Hamas'ın siyasi simalarıyla görüşmesinden dolayı General Zehebi de cezalandırılmalı ve bu görüşmenin veya açılımın bedelini ödemeliydi. Zira yerine getirilen veya onun postuyla mükafatlandırılan yeni istihbarat başkanının (General Muhammed Rathan Rakkad) özelliği ise tam tersine İslami kesimlere olan sert ve esnemez tutumuydu. Galiba Hamas'a açılmak pahalıya patlamış ve Zehebi'nin kellesine mal olmuştu.

*

Hamas'la münasebet tesis etmek veya açılımlar gerçekleştirmek düşüşe neden olurken Hamas'a karşı sert ve hasmane tutumlar ise saltanat ve iktidar yolunu açıyor. Hamas'a karşı olumsuz tavır almak daha üst makamlara terfiler için siyasi rezerv olarak görülüyor. İkinci istihbaratçı bu alamda düşen Zehebi'nin tam zıttı bir çizgiyi temsil ediyor. Gazze ile dünya arasında tek diplomasi bağlantısını sağlayan Mısır İstihbarat Teşkilatı Başkanı Ömer Süleyman Hamas'nı düşüşünü kolaylaştırarak ve sağlayarak Mübarek'in koltuğuna kurulmak ve oturmak istiyor. Ömer Süleyman tevris ( veraset yoluyla babasının yerine geçme) veya Suzan'ın adayı olarak görülen Cemal Mübarek'in görünmez rakibi. Hem Cemal hem Süleyman bu rekabette koltuğa daha yaklaşabilmek için hiçbir cambazlığı esirgemiyorlar. Koltuğa ulaşabilmek için hiçbir hizmetten kaçınmıyor ve geri durmuyorlar. Belki de bunun için oğlunun iktidar yolunda güçlenmesi için Mübarek, Cemal'in hatırına, huzurunda Tzipi Livni'nin Hamas'a atıp tutmasına müsaade ediyor, izin veriyor. Bu uğurda Arapların ve Müslümanların lanetini kazanmayı da umursamıyor, göze alabiliyor. Ömer Süleyman da yarışta geri kalmamak için saha hizmeti sunuyor. Suzan Mübarek'in oğlu Cemal adına ağırlığını koyuncaya kadar Mübarek'in veliahtı olarak Süleyman görülüyordu. Suzan Mübarek'in Cemal'den yana ağırlığını koymasından sonra Cemal ile Ömer Süleyman boşalmayı bekleyen koltuk için yarışa girdiler ve rakip oldular.

*

Bu rekabette şansını artırmanın yolu, Hamas'ı tasfiye sürecinde 'dünyanın efendilerine' yaranmak ve katkı sunmaktan geçiyor. 'Başkanlık için güven mektubu sunmak' yazısında Yasir Zeatire, Ömer Süleyman'ın bu uğurda yaptığı hizmetlerin dökümünü yapıyor, tadat ediyor, sayıp döküyor. Siz buna kirli çamaşırlarını ortaya sermek de diyebilirsiniz. Bu Süleyman bizim 28 Şubat Süleyman'ını bile sollamış durumda. İktidar yolunda ve uğrunda yaptıklarından bir demet:

*Yaser Arafat'ın zehirlenerek öldürülmesini kolaylaştırmak ve akabinde İsrail ve ABD'nin tercihi olan Mahmut Abbas (Ebu Mazin)'ı halef olarak ayarlamak ve tensibini sağlamak.

* Irak işgalinde işbirliği yapmak ve işgali kolaylaştıracak mekanizmaları harekete geçirme. Direnişçileri birbirine düşürme ve direnişi zayıflatma. İşgalcinin meşruiyetini sağlamak için gerekli tertibatı sağlamak.

*Halit Meşal ve Muhammed Nasır'a yönelik tehditler savurmak.

Tzipi Livni ve Ehud Barak, 27 Aralık tarihinden itibaren döktükleri Filistinli kanı üzerinden 10 Şubat seçimlerine hazırlanırken Ömer Süleyman da Şerif Hüseyin'den 90 yıl sonra Gazze'yi satarak Mübarek'in halefi olma yolunda bir adım daha ilerlemek istiyor. Bu yolda yaptıkları, büyük ödül veya saltanat ödülünü kapmak için geçiş köprüsü olacak…

Kaynak:DünyaBülteni

Bir siyaset bilimci

Soli Özel

Geçen yılın son günü Samuel Huntington 81 yaşında öldü. 17 kitap ve onlarca makale yazmış ve emekli olana kadar çalıştığı Harvard Üniversitesinde, tüm şöhretine rağmen lisans öğrencilerine ders vermeye devam etmiş, neslinin ve siyaset bilimi alanının en önemli ve etkili şahsiyetlerinden birisiydi.
Asker üzerinde sivil denetimin mutlaka gerekli olduğunu savunduğu ilk kitabı Asker ve Devlet'ten son kitabı Biz kimiz'e kadar yazdığı hemen tüm eserlerle gündem belirledi. Özellikle ABD'de nüfus içindeki oranları hızla artan Latin Amerika kökenlilerin Protestan ahlakına uygun bir disiplin ve etiği içselleştiremeyecekleri iddiasını içeren bu son kitap nedeniyle ırkçılık suçlamasıyla da karşılaştı.

Siyasi tercihleri hakkında ne düşünülürse düşünülsün Huntington uzun meslek hayatı boyunca yaşadığı dönemle ilgili olarak siyaset bilimi alanındaki en can alıcı soruları sordu, tartışmadan ve yerleşik düşünceleri sarsmaktan kaçınmadı. Külliyatına bakıldığında hemen her on yıla damgasını vuran bir kitap yazdığı, gündemin genel geçer değerlendirmelerine karşı yazdığı makalelerle tartışmaları derinleştirdiği görülür. Sanayi ötesi toplumla ilgili pespembe tabloların en önemli düşünürlerce çızildiği yılarda "sanayi ötesi toplumu ne kadar yumuşak olacak" sorusunu sordu ve o makalesinde gündeme getirdiği sorunların çoğu pratikte yaşandı.

Dünyadaki üçüncü demokratikleşme dalgasının en kapsamlı ve derinlemesine analizlerinden birisini 1991 yılındaki Üçüncü Dalga kitabında kamuoyuna sundu. 1960'larda yazdığı makaleler ve yayınladığı (otoriterliği öven siyasi mesajına hiç katılmasam da kanımca en önemli kitabı olan) Değişen toplumlarda siyasi düzen adlı eseriyle o dönemde siyaset bilimine damgasını vuran Batı merkezli ve evrimci modernizasyon teorisini ciddi olarak sarstı.
Aynı dönemde Otoriterlik ve Demokrasinin toplumsal kökenleri adlı kitabını yayınlayan Harvard'dan meslektaşı Barrington Moore ile farklı kalkış noktalarından gelerek siyaset biliminde önemli bir dönüşümün önünü açtılar. Ancak kültür ve değerler konusunda çok daha materyalist olan Moore'a karşın Huntington son tahlilde modernizasyon teorisinin değerleri ön plana çıkaran yaklaşımından tam anlamıyla kopmadı.

Yanlış, ahlak dışı ve tehlikeli...
Siyaset bilimiyle ilgisi olmayanlar onu "Uygarlıklar Çatışması" tezini çıkaran kişi olarak hatırlayacaklar. 1993 yılında yazdığı makaleyi ve onun ardından gelen kapsamlı kitabını okuyan da okumayan da ona ya lanet edecek ya da geleceği bu denli keskin bir şekilde öngördüğü için kendisinden hayranlıkla bahsedecek. Gerçekten de ABD'nin en önde gelen üniversitelerinden Yale'yi iki buçuk yılda, 18 yaşında bitiren, doktora tezini dört ayda yazdıktan sonra 23 yaşında dünyanın en önde gelen üniversitesi Harvard'da hocalığa başlayan Samuel Huntington 'uygarlıklar çatışması' makalesine indirgenemez, o kitaptaki hedefi de İslam dini veya Müslümanlar değildir.

Dini bir söylemle kendisini ortaya koyan isyanın nedenlerini de dinle, kültürle ya da gericilikle değil demografik, sosyolojik ve maddeci gerekçelerle açıklar. Ancak isyan kendisini Batı uygarlığı karşıtı bir dille ifade eder, etmek zorundadır. Tam da bu nedenle Irak savaşı'na karşı çıkmıştır. Bunun nedeni de Uygarlıklar Çatışması kitabındaki şu bölümden anlaşılır: "Batı kültürünün evrenselliğine dair Batı inancının üç sorunu var: Yanlış, gayri ahlaki ve tehlikelidir... (yanlıştır zira) başka uygarlıkların farklı idealleri ve normları vardır; (gayri ahlakidir) zira evrenselciliğin sonucu emperyalizmdir; (tehlikelidir) zira uygarlıklar arası savaşa yol açabilir."
Siyasi duruşuna hiç katılmasam ve eserlerinde itiraz edecek çok malzeme bulsam da Huntington'un önemini ve değerini yadsıyamam.

Sabah

Hamas

Sergey Balmasov

İsrail'in Gazze saldırısı: HAMAS'ın yardım bekleyebileceği bir yer bulunmuyor. İsrail'in Filistin saldırısı üç gündür devam ediyor. Uzun süredir ki bu saldırı konuşulmakta idi. Ancak gerçekleşeceğine çok az kişi inanmaktaydı. İsrail Gazze direnişçilerine karşı taarruza geçti. Bin beş yüzden fazla insan öldü ya da yaralandı. Şehir alt yapısı ciddi manada zarar gördü. Burada dikkati çeken en önemli husus Mısır ve İsrail askeri güçlerinin koordineli bir şekilde hareket etmeleri...

HAMAS'ın diğer Arap ya da gayri Arap müttefiklerinden de yardım beklememesi gerekmekte. İsrail'in Gazze operasyonu 27 Aralık tarihinde başladı. İsrail hava kuvvetleri sığınakları ve füze – patlayıcı maddeler – üreten fabrikaları bombalamakta. İsrail'in bu kadar agresif tavır takınmasının sebebi ne idi? Bu soruya İsrail siyasi uzmanı İlya Dubinski yanıtlıyor: "HAMAS direnişçilerinin uzun vadede yürüttükleri politika sonuçlarını doğurdu. Nihayet askeri operasyon gerçekleşti."

Gazze Siyonist operasyon öncesinde çok sakin bir şekilde hayata devam etmekte ve gelişmekte idi! Sanayi de gelişiyordu. Arap işçiler gece gündüz çalışıyor ve "Kassam" füzelerinin parçalarını taşıyordu.

Filistin tiyatrosu da gelişiyordu. Gilad Şalit'ten af dileyen sahnenin canlandırılması çok değerli bir sanatın gösterisi idi.

İlk bakışta Siyonistlerin bu füzelere böyle bir tepki vereceğini tahmin etmek zordu. Ateşkes döneminde İsrail'e bu tür yüzlerce füze atılmıştı. HAMAS'ın ateşkesi tek taraflı ihlal etmesi o kadar da önemli olmasa gerek. Bunun karşılığında Gazze bombalanamazdı. HAMAS'ın ani tavrını anlamak mümkin. Onlar kendi tebliğlerinin kurbanına dönüştü. Onlar sık sık İsrail'in Lübnan savaşını kaybetmesini anlatıyordu. Kendi savaşlarında da ÇAHAL'ın yenilebileceğini iddia ediyordu.

Gerçekten de ilk bakışta İsrail'in şehirlerine ateş edilmesine tahammül ettiği gözükmekte idi. Cumaertesi günü de İsrail şehirlerine ateş edildi. İsrail yetkilileri tarafından iki hafta haberdarlık edildi. Bundan başka bombalamanın olacağına dair bir beklenti bulunmamakta idi…

Tam da bu sırada İsrail askeri uçakları HAMAS'ın askeri merkezlerini bombalamağa başladı. Sivil halk içerisine yerleştirilmiş "Kassam" füzelerinin bulunduğu ambarlar da bombalandı. Bu kısa bir süre önce düzenlenen "Gilad Şalit" sorusuna cevap niteliğinde idi. BBC HAMAS polis güçlerinin subay kursunu bitirenler için düzenlenen törene katılmıştı. Direnişçilerin generallerinden birisi tören sırasında hayatını kaybetti.

Gerçekten de dışarıdan gözlemci olarak olayları izleyen birisinin de İsrail'in sonsuz füze saldırılarına tahammül edeceğini düşünmesi mümkün değildi. İsrail'in Filistin sınırında yerleşen beldeleri ateş altında idi. HAMAS ateşkes döneminde silah birikimini daha da artırdı.

Onun liderlerinin "lanetli Siyonistlere" nefreti o kadar fazla idi ki onlar bir ay da olsa İsrail'e saldırmadan duramıyordu. Son günlerde ise 200 füze birden atılmıştı. Ancak bundan sonra sıra Tel-Aviv yönetimine gelmişti.

Şimdiki başbakan Ehud Olmert hükümeti durumu düzeltemiyor ve Filistinliler önünde geri adım atıyordu. Onlar birçok beldeden – onların içerisinde Yahudiler açısından kutsal sayılan Kudüs şehri de bulunmakta – geri çekildi. Bu adımlar ülke yönetiminde krize neden oldu. 2009 Şubat'ında yapılacak olan seçimlerin siyasi krize son vermesi bekleniyor.

Filistinlilerin İsrail adımlarını nasıl değerlendirdiklerini anlamak için Aşkelon şehrine bakmak yeterli. Burası direnişçilerin hedefi halinde idi. İsrail birliklerinin Guş-Katifa'dan çekilmesinden sonra füze saldırıları daha da arttı. Filistinliler önce oranın geri verilmesini ve göçmenlerin yerleştirilmesini talep etmekte idi. Ancak sonradan orası direnişçilerin hazırlık kampına ve Aşkelon'a saldırının merkezine dönüştü.

İkinci Lübnan savaşı bittikten sonra İsrail silahlı kuvvetleri ÇAHAL ilk defa ülke sınırları dışında bu denli geniş çaplı operasyona başladı. HAMAS güçleri büyük kayıplar vermekte. Direnişçilerin liderleri en az 180 kayıp verdiklerini itiraf ettiler. Onların içerisinde füze saldırıları düzenleyenlerin komutanları da bulunmakta…

İsrail savaş uçaklarının operasyonu sırasında onlar evlerden birisine toplanmış ve İsrail'e saldırı planı üzerinde görüşme yapmakta idiler. Onlarca gizli sığınak imha edildi. Sığınaklar Filistinliler tarafından "gizli" füze saldırı düzenlemek için kullanılmakta idi. Bundan başka Gazze'ye silah ve askeri malzemeler taşındığı tüneller de imha edildi.

Bununla beraber İsrail yönetimi Ürdün, Türkiye ve Kızıl Haç'ın getirdiği insani yardımın Gazze'ye götürülmesine engel olmamakta. İsrail askerlerinin saldırı ne kadar etkili? Onlar başarılı operasyonlar düzenlemeleri hakkında raporlar veriyor, Filistinliler İsrail'e füze saldırısını devam ettiriyor. Filistin halkı ise ölmeğe devam ediyor. Bundan başka yeni füze "rekorları" da kırılmakta… Şöyle ki 28 Aralık tarihinde onlar Gan-Yavne şehrini füze ateşine tuttular.

Daha önceden buraya saldıramazlardı. Bu direnişçilerin ulaştığı en son noktadır. İsrail askerleri için bu gelişme beklenmedik bir durum değildi. Operasyon öncesinde yapmış olduğu açıklamalarda sınırdan 40 km'e uzaklıkta yerleşen Gader ve Beyer-Şeva gibi şehirlerin de saldırıya uğrayabileceğini belirtmişlerdi.

Bilindiği gibi gelişim süreci sürekli devam ediyor. HAMAS İran'ın yardımıyla eskisinden daha modern füzeler elde etti. Bu füzeler daha uzun mesafeye kesin atışlar yapabiliyor. Ancak burada ilginç bir nokta bulunmakta… Askeri operasyona bakıldığında İsrail askerlerinin savaşı henüz kendi lehlerine çevirmediklerini görüyoruz. Böylelikle de gündeme kara operasyonu çıkmakta. ÇAHAL kara harekâtı ile Gazze'yi direnişçilerden temizlemeli ve onların alt yapılarını imha etmesi gerekiyor. Bu ise onların çok sayıda kayıp vereceği anlamına gelmekte… Çünkü çocuklarda ne kadar fazla kalem bulunursa Filistinlilerde de o kadar fazla Kalaşnikov bulunuyor.

İsrail yönetimi bu adımı atacak mı? Tank ve özel birimlerde görev yapmış rezerv askerlerin de harekâta katıldığını dikkate aldığımızda bunun gerçekleşeceğini görüyoruz. Özellikle de direnişçilerin saldırıları hava harekâtı ile durdurulamazsa kara operasyonu kaçınılmaz olacak. İsrail askerleri kayıplardan kaçınmak için topçu birliklerini kullanabilir. Ancak bu da sivil kaybı daha da artırır.

Muhtemelen daha fazla güç kullanımı söz konusu olmayacak. Bununla beraber İsrail açısından en başarılı sonuç gerçekleşse de Filistin'de direnişi yok etmek mümkün olmayacak. Bunun için İsrail'in Gazze'yi tamamen işgal etmesi gerekecek. Başka bir yol daha bulunmakta: işgal ettikten sonra yönetimi Ürdün nehrinin batı kıyısının hakimi olan Mahmud Abbas'a bırakmak ve geri çekilmek.

Ancak bu da İsrail'in güvenliğini temin edemez. Çünkü onun elinde bulunan el-Fetih örgütü HAMAS'dan daha zayıf olsa da İsrail aleyhinde saldırı düzenlemekten kaçınmıyor. Ancak başka bir soru ortaya çıkmakta: Filistin savaşı bölgede yeni geniş çaplı savaşın çıkmasına neden olabilir mi? Bunun cevabı çok açık: Hayır. Bunu HAMAS'ın "Arap müttefiklerinin" tavırları da kanıtlamakta. Onlardan en sert açıklamayı Fars körfezinin şeyhi ve Hizbullah'ın lideri şeyh Hasan Nasrullah yaptı. O da sadece İsrail saldırılarını kınamakla yetindi. Mısır ise Gazze sınırını kapalı tutarak operasyona pasif bir şekilde destek vermekte. Bununla da onlar

Gazze'ye silahlıların geçişini engellemiş oluyor. HAMAS silahlılarının yakalanması ya da öldürülmesini önemli görmemekteler. Ürdün de direnişçilere destek vermiyor. "Arap birliğine" ne oldu? O kadar da önemli bir gelişme yok. Çünkü İsrail onları birkaç defa yenme başarısı gösterdi. Şeyh Nasrullah da kendisinin elde ettiği başarının bir daha tekrarlanmayacağını anlamaktı. Filistinlilerin tutumları Mısır, Ürdün ve Lübnanlılar tarafından olumlu karşılanmamakta. Onlar Orta Doğu'nun İsviçre'si diye isimlendirdikleri Lübnan'ın ne hale geldiğini gördüler. Aynısı Ürdün'de de yaşanabilirdi. Dolayısıyla da hayretlenecek bir durum söz konusu değil. Kimsenin sürekli hem kendisi hem de diğerleri için sorun üreten kardeşe ihtiyacı yok.

Filistinlilerin esas destekçisi İran da İsrail'i cehennem ateşine vermek için acele etmiyor. Bu da anlaşılır bir tutumdur. Bilindiği gibi konuşmak başka bir şeydir, söylediğini yapmak ise başka bir şey. Netice itibariyle savaşın bölgeye sıçrama ihtimalinin bulunmadığını belirtebiliriz. Orta Doğu barış sürecinin ise yok olduğunu da bu arada ifade etmiş olalım.

Dünya Bülteni için Türkçe'ye çeviren: İbrahim Ali