Stephen Kinzer
Türkiye ve Ermenistan üst düzey istişarelere başlamayı kabul ederek, ilişkileri üzerindeki korkunç cendereyi kırmaya çalışıyor. Daha iyi ilişkilerin, yıllardır kapalı sınırın her iki tarafında ve belki sınırın çok daha ötesinde gayet olumlu etkiler yapacağının farkındalar
Türkiye Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün cumartesi günü Ermenistan'a gideceğini açıklaması, bu iki komşu arasındaki uzun yıllara dayanan ve son derece hassas soğukluğun nihayet sona ediyor olabileceğini gösteriyor. Bu, iki ülke için olağanüstü bir dönüm noktası olacak. Türkiye Ortadoğu ve Kafkaslar'da yeni ve umut verici bir arabulucu rolünü üstleniyor, fakat bir komşusuyla husumeti sürdükçe tam anlamıyla etkili olabilmesi zor. Ermenistan vahim derecede yoksul ve yalıtılmış durumda ve Türkiye ile yeni bir ortaklık üzerinden genel anlamda dünyayla yeniden bağ kurmaya başlayabilir. Bu iki ülke arasında hiçbir zaman üst düzey görüşmeler olmadı, bu yüzden Gül'ün ziyareti rahatlıkla tarihi olarak nitelendirilebilir. Resmi olarak Türk ve Ermeni futbol takımları arasındaki bir futbol maçını izleyecek. Fakat ev sahibi Ermenistan'ın Devlet Başkanı Serj Sarkisyan ile bazı ciddi görüşmeler yapma niyetini de gizleme gereği duymuyor.
Gül'ün sözleriGeçen ay İstanbul'da görüştüğüm Gül bana şunları söylemişti: "Sarkisyan ile Kazakistan'da tanıştım. Ona 'bu toprakların çocuğu olduğumuzu ve sorunlarımızı düşmanca duygular olmaksızın çözmemiz gerektiğini, düşmanca duyguları beslemememiz gerektiğini' söyledim. Kendisini mantıklı gördüm." Türkiye 1990'da bağımsız olduktan sonra Ermenistan'ı tanıyan ilk ülkeler arasındaydı, fakat üç yıl sonra Ermeni savaşçıları Azerbaycan'ın Dağlık-Karabağ bölgesini işgal ettikten sonra kara sınırını kapattı. Gül muhtemelen bu uzun süren ihtilafı çözmenin yollarını da istişare edecek.Türkiye bugünlerde bölgesel güvenlik meselelerine büyük dikkat gösteriyor ve Rusya ile Gürcistan arasındaki son çatışma dikkatini daha da perçinledi. Çatışmanın hemen sonrasında Türkiye bölgedeki tüm ülkelere yeni bir Kafkaslar İstikrar ve İşbirliği Paktı'na katılma önerisi götürdü. Fakat böyle bir pakt, Ermenistan'ın katılımı olmaksızın muteber olmayacaktı. Türkiye bölgesel bir güç olarak yükselişi, ancak komşularıyla ilişkilerini ciddi biçimde iyileştirmesiyle mümkün olabildi. Ermenistan bunun tek istisnası. On yılı aşkın bir süredir Türkiye Ermenistan'ı, bölgesel gruplaşmaların ve petrol boru hattı projelerinin dışında tutarak izole etmeye çalıştı. Ankara'da stratejistler bu politikanın işe yarar olmaktan çıktığı sonucuna varmış durumda. Görünen o ki artık uzlaşma arayışına girmek istiyorlar.Gül'ün ziyaretini kuşatan belirsizlikler, iki liderin bu hafta sonu dişe dokunur bir ilerleme kaydedip edemeyeceğinden ibaret değil. Fanatiklik konusunda Türk muadillerinden farkı olmayan Ermeni milliyetçiler, ziyaretten dolayı infial halindeler. Bazıları maçı karıştırmaya veya stadyum içinde protestolar düzenlemeye kalkışabilir. Türkiye'nin iktidar partisi, önde gelen üyelerinden bir grubun maça gitmesine güvenlik endişelerini gerekçe gösterip izin vermedi.Bununla birlikte iki ülkeden gençlik grupları stadın içinde ve dışında barış yanlısı gösteriler yapmayı planlıyorlar. Erivan'da bu çabaların başını genç radyo programcıları çekiyor ve onlardan biri bir Türk gazetesine verdiği demeçte, "diyalog kurma ve acılarımızı paylaşma" vaktinin geldiğini söylüyor. Çabanın Türkiye ayağına önderlik eden Genç Siviller ise stadyumda barış pankartları açması planlanan 50 kişilik bir heyet örgütlüyor. Grubun yaptığı açıklamada, "Artık resmi ideolojilere ihtiyacımız yok. Orada, o stada omuz omuza olacağız" ifadeleri yer alıyor. Türkiye'nin güçlü ordusundan bazı komutanların, Ermenistan ile Türkiye arasında daha iyi ilişkiler olması fikrinden rahatsızlık duyduğu söyleniyor. Keza Türkiye'nin Osmanlı liderlerinin 1915'te Ermenilere yönelik yürütülen katliamlardaki rolünü kabul etmesini isteyen Ermeni diasporasının da. Ancak Ermenistan içinde ise halkın büyük bölümü kendi dertlerine odaklanmış durumda. Geçen yıl yapılan bir ankette, Türkiye'nin 93 yıl önce gerçekleşen katliam hakkında ne söyleyip söylemediğinin bugün de önemli olduğunu düşünen Ermenilerin oranı sadece yüzde 4 çıktı.
Diaspora zaptedildiErivan'daki yetkililer bu yaz diasporayı zaptetmek zorunda kaldı. Washington'da güçlü bir nüfuzu bulunan Ermeni-Amerikalılar ABD Senatosu'nun 1915'te olanları soykırım olarak nitelemeyi reddeden yeni Ermenistan büyükelçisine onay vermesini aylar boyu bloke etmeyi başardı. Ancak Ermeni liderleri Erivan'da bir Amerikan büyükelçisine ihtiyaçları olduğu kararına varıp Washington'daki arkadaşlarını kampanyayı sona erdirmeye ve yeni büyükelçinin onayına geçit vermeye ikna etti. Türkiye ve Ermenistan üst düzey istişarelere başlamayı kabul ederek, tarihin ilişkileri üzerinde var olan korkunç cendereyi kırmaya çalışıyorlar. Daha iyi ilişkilerin, yıllardır kapalı olan sınırın her iki tarafında ve belki sınırın çok daha ötesinde gayet olumlu etkiler yapacağının farkındalar.
Kaynak: Radikal
5 Eylül 2008 Cuma
Kuyruklu yıldızın sırrı çözülüyor

Kuyruklu yıldızların kökenine açıklık getirebilecek bir göktaşı bulundu.
Cuma, 05 Eylül 2008 11:39
Kanada Ulusal Araştırma Konseyi, Kanadalı, Fransız ve Amerikalı astronomların, Güneş'in çevresinde ters yönde dönen ve 2008 KV42 adı verilen bir gök taşını bulduklarını duyurdu. Konseyden yapılan açıklamada, "bu garip gök taşının", Güneş'in etrafında dönen kuyruklu yıldızlar kümesi olan Oort bulutundan Güneş Sistemi'ne çekilmiş olabileceği belirtildi. Açıklamada, kuyruklu yıldızların Oort bulutundan gelebildiği, sonuç olarak bu "keşfin" kuyruklu yıldızların nasıl bulutu geçip Halley kuyruklu yıldızına benzer hale gelebildiklerine açıklık getirebileceği kaydedildi. Gök taşının, iç Oort bulutu ve Halley türü kuyruklu yıldızlar arasındaki muhtemel bir zincirin halkası olabileceğini vurgulayan bilim adamları, 2008 KV42'nin bulunmasının Güneş Sistemi'nin tarihi konusundaki bilgilerin yenilenmesini sağlayabileceğine dikkati çektiler. 2008 KV42 Havai'deki bir teleskop yardımıyla bulunduğu, Arizona ve Şili'deki gözlemlerle bu gök taşının doğrulandığı bildirildi.
Cuma, 05 Eylül 2008 11:39
Kanada Ulusal Araştırma Konseyi, Kanadalı, Fransız ve Amerikalı astronomların, Güneş'in çevresinde ters yönde dönen ve 2008 KV42 adı verilen bir gök taşını bulduklarını duyurdu. Konseyden yapılan açıklamada, "bu garip gök taşının", Güneş'in etrafında dönen kuyruklu yıldızlar kümesi olan Oort bulutundan Güneş Sistemi'ne çekilmiş olabileceği belirtildi. Açıklamada, kuyruklu yıldızların Oort bulutundan gelebildiği, sonuç olarak bu "keşfin" kuyruklu yıldızların nasıl bulutu geçip Halley kuyruklu yıldızına benzer hale gelebildiklerine açıklık getirebileceği kaydedildi. Gök taşının, iç Oort bulutu ve Halley türü kuyruklu yıldızlar arasındaki muhtemel bir zincirin halkası olabileceğini vurgulayan bilim adamları, 2008 KV42'nin bulunmasının Güneş Sistemi'nin tarihi konusundaki bilgilerin yenilenmesini sağlayabileceğine dikkati çektiler. 2008 KV42 Havai'deki bir teleskop yardımıyla bulunduğu, Arizona ve Şili'deki gözlemlerle bu gök taşının doğrulandığı bildirildi.
Kaynak: AA
3 Eylül 2008 Çarşamba
McCain Deccal mı?
Mustafa Özcan
Obama, hakkında yapılan 'acemi, toy, deneyimsiz' suçlamalarını bertaraf etmek için yaşlı ve deneyimli kabul edilen Joe Biden'i başkan yardımcılığı adaylığına getirerek bu açığını kapatmak istemişti. Lâkin bu adımla birlikte kendisi de McCain gibi establishment/müesses nizamın bir parçası haline gelmişti (The Middle East on Biden, Khaled Diab, guardian.co.uk, 30 Ağustos 2008). Bu defa da McCain, Barack Obama'nın gençliğini, dengelemek için nisbet yaparcasına kontra bir atak yaptı ve eski güzellik kraliçesi ve ayı avcısı Sarah Palin'i başkan yardımcılığı adaylığına getirdi. Bu adım o kadar çılgın bir adım ki, uzmanları şoka uğrattı. Zira, Allah gecinden versin emr-i hak vaki olursa 72 yaşındaki McCain'in yerini dış politikada hiçbir deneyimi olmayan Sarah Palin alacak. Ondan sonra ayıklayın pirincin taşını! Bunun hiçbir iler tutar tarafı yok. Dolayısıyla Amerikan seçim kampanyası tam bir çılgınlık hattında ilerliyor. Bizde İlter Türkmen gibi iyimserler, artık Rusya ve ABD'nin savaşamayacaklarını öngörseler de Batı basını gidişattan endişeli. İlter Türkmen galiba Refik Halit Karay'ın 'Minelbab ilel mihrap' adlı kitabında anlattığı mütareke dönemi kayıkçılarına benziyor. Kaygısızlar... Halbuki durum hiç de iç açıcı değil. Sema bile Cumhuriyetçi Parti kongresinde işaretini verdi. Bush dönemine Katrina isabet ederken, damgasını vururken McCain'e daha seçilmeden Gustav kasırgası isabet etti.
Bush yönetimi muhalifi görüşleriyle tanınan liberal belgesel yapımcısı ve yönetmeni Michael Moore, tabiî bir afetin Cumhuriyetçi kurultayını vurduğunu görmekten "büyük zevk aldığını" belirterek, "Bence Gustav Kasırgası şuunat-ı İlâhinin bir tecellisi ve Allah'ın varlığının bir kanıtı" demekten kendisini alamıyor. MSNBC'nin "Countdown with Keith Olbermann" programına konuk olan Moore, "Allah kasırganın New Orleans üstünden gelip, Cumhuriyetçi kurultayını daha ilk günden vurmasını planlamış. Ama umarım kimse zarar görmez" diye konuşmuş. Aynı programda, New Orleans'ı kasırganın vurduğu günlerde doğum gününü kutlayan McCain'in, ABD Başkanı Bush ile beraber pasta yediği görüntüler ekrana getirildi. Michael Moore'un bu sahneye yorumu şöyle oldu: "Marie Antoinette 'Ekmek bulamıyorlarsa pasta yesinler' derken bunu herhalde mecaz anlamda söylemişti. Halbuki McCain ile Bush, New Orleans boğulurken, ciddî ciddî pasta yiyorlardı."
***
İnternet üzerinden The Nation gazetesinde 8 Ağustos tarihli McCain the Antichrist? (McCain, Deccal mı?) yazısını görünce doğrusu irkilmiştim. Fakat buna mümasil yazıları okuduğumda işin ciddiyetini kavradım. Meşhur misyonerlik zirvelerinden birinin akd edildiği Colorado Springs'deki kimi İncil uzmanları John McCain'in Deccal olduğunu kabul ediyorlar. Bunun için aradıkları birkaç kritere McCain'in vasıfları birebir uyuyor. Bunlardan birisi Deccal'ın Babil hakimi olacak olması. Babil hakimiyetinden dolayı 1991 yılında kimi İncilciler Saddam Hüseyin'in Deccal olduğunu ileri sürmüşler ve buna dair kimi Batılı gazetelere ilânlar vermişlerdi. Saddam Hüseyin'in öldürülmesi bu hipotezi ve faraziyeyi geçersiz kıldı. Saddam'dan sona Bağdat/Babil hakimi Bush oldu. Bununla birlikte, Bush giderayak çekilme takvimi üzerine Bağdat hükümetiyle müzakereleri yürütüyor. Adaylardan Obama 16 ay içinde çekilmeyi planlarken, McCain ise Babil'de yüzlerce yıl kalmaktan söz ediyor. Bunu delil kabul eden İncil uzmanları bu görüşünden dolayı McCain'in Deccal olabileceğini ileri sürüyorlar. Bununla da kalmıyorlar. Ek bir delil olarak dedesi John Mihai'nin Deccal ismini taşıdığını ve bunun torununa da yansıdığını ileri sürüyorlar. İncil uzmanlarına göre, Deccal'ın Romalı olması gerekiyor ve McCain'in dedesinin ismi olan Mihai de buna intibak ediyor. Bu vasfını tevarüs ettiğinden dolayı da McCain meş'um misyona namzet olmuş bulunuyor. Roma ismi olan Mihai, 'tanrı gibi insan' anlamına gelmektedir ki, bu da İncil uzmanlarının kanaatlerini pekiştiren hususlardan birisi. Zira Deccal'ın iddialarından birisi 'tanrılık' iddiasıdır ki; Mihai bunun delil ve işaretlerinden birisini teşkil etmektedir. Kendisi de zaten Vietnam gazisi...
Bush'lar gibi McCain'ler de Tuba ağacının hilafına Zakkum ağacını ve dallarını temsil ediyorlar. Zira baba Amiral McCain de İsrail'e hizmet eden isimlerden birisi. Yahudiler 1967'de Amerikan gemisi USS Liberty'yi batırdıklarında Başkan Johnson telâşla Amiral McCain'den olayı örtbas etmesini istemişti. O da bu görevi bihakkın ifa etmişti. Reagan dönemi Hazine Müsteşarı Paul Craig Roberts, McCain'in ikidara gelmesinden sonra Rusya ile ABD arasında 2010'lu yıllarda nükleer bir savaşın büyük bir ihtimâl olduğunu ileri sürmektedir. Gelecek bir nükleer savaşı önlemenin tek yolunun Kasım seçimlerini McCain'in kazanamaması olduğunu düşünüyor. Bununla birlikte, Katolik bir kökenden gelmesine rağmen 'ben bir (devşirme) Siyonistim' diyen Biden ve onun ötesinde Obama'nın danışmanlarından Polonyalı Zbigniew Brzezinski ile birlikte Obama da derin daireye ve halkaya katılmış durumda. Obama'nın seçilmesi hâlinde bile böyle bir savaşın önlenmesi ihtimâli de kesin değil. Obama sert diplomasi uygulayacağını söylese de Kafkaslar'ı en hararetli bir şekilde NATO'da görmek isteyen kişi bizzat Brzezinski'den başkası değil. Dünyanın durumu giderek tehlikeli bir hâl alıyor. Hatta önümüzdeki dönem Soğuk Savaş dönemini bile aratabilir. Bu bağlamda, Putin'in CNN'e söyledikleri yabana atılamaz. Buna göre, yeni dönemde de Beyaz Saray'ın sakininin el veya kimlik değiştirmemesi için Karzai gibi bir Amerikan kuklası olan Saakaşvili Güney Osetya'da cepheye sürülmüş. Dolayısıyla Cumhuriyetçilerin iktidarda kalmasını garanti eden gerilim Gürcistan üzerinden sağlanmış durumda. Tiflis'in Güney Osetya'ya müdahalesinden önce Cheney'in Danışmanı Joseph R. Wood Tiflis'te bulunuyormuş. McCain'in ayrıca mütemadiyen ve mutad olarak Saakaşvili ile telefonla görüştüğü biliniyor. Bütün bunlar hesaba katıldığında Gürcistan hareketi ve Rusya'nın mukabelesi tertip ve hesaplı adımlar olarak görülüyor. Kimi Rus yetkililerin 'Biz inek değiliz, ayıyız' dediği düşünüldüğünde McCain'in Yardımcısı Palin'in bir ayı avcısı olması acaba bir tesadüf mü yoksa yeni döneme mi işaret ediyor?
Kaynak: Yeni Asya
Obama, hakkında yapılan 'acemi, toy, deneyimsiz' suçlamalarını bertaraf etmek için yaşlı ve deneyimli kabul edilen Joe Biden'i başkan yardımcılığı adaylığına getirerek bu açığını kapatmak istemişti. Lâkin bu adımla birlikte kendisi de McCain gibi establishment/müesses nizamın bir parçası haline gelmişti (The Middle East on Biden, Khaled Diab, guardian.co.uk, 30 Ağustos 2008). Bu defa da McCain, Barack Obama'nın gençliğini, dengelemek için nisbet yaparcasına kontra bir atak yaptı ve eski güzellik kraliçesi ve ayı avcısı Sarah Palin'i başkan yardımcılığı adaylığına getirdi. Bu adım o kadar çılgın bir adım ki, uzmanları şoka uğrattı. Zira, Allah gecinden versin emr-i hak vaki olursa 72 yaşındaki McCain'in yerini dış politikada hiçbir deneyimi olmayan Sarah Palin alacak. Ondan sonra ayıklayın pirincin taşını! Bunun hiçbir iler tutar tarafı yok. Dolayısıyla Amerikan seçim kampanyası tam bir çılgınlık hattında ilerliyor. Bizde İlter Türkmen gibi iyimserler, artık Rusya ve ABD'nin savaşamayacaklarını öngörseler de Batı basını gidişattan endişeli. İlter Türkmen galiba Refik Halit Karay'ın 'Minelbab ilel mihrap' adlı kitabında anlattığı mütareke dönemi kayıkçılarına benziyor. Kaygısızlar... Halbuki durum hiç de iç açıcı değil. Sema bile Cumhuriyetçi Parti kongresinde işaretini verdi. Bush dönemine Katrina isabet ederken, damgasını vururken McCain'e daha seçilmeden Gustav kasırgası isabet etti.
Bush yönetimi muhalifi görüşleriyle tanınan liberal belgesel yapımcısı ve yönetmeni Michael Moore, tabiî bir afetin Cumhuriyetçi kurultayını vurduğunu görmekten "büyük zevk aldığını" belirterek, "Bence Gustav Kasırgası şuunat-ı İlâhinin bir tecellisi ve Allah'ın varlığının bir kanıtı" demekten kendisini alamıyor. MSNBC'nin "Countdown with Keith Olbermann" programına konuk olan Moore, "Allah kasırganın New Orleans üstünden gelip, Cumhuriyetçi kurultayını daha ilk günden vurmasını planlamış. Ama umarım kimse zarar görmez" diye konuşmuş. Aynı programda, New Orleans'ı kasırganın vurduğu günlerde doğum gününü kutlayan McCain'in, ABD Başkanı Bush ile beraber pasta yediği görüntüler ekrana getirildi. Michael Moore'un bu sahneye yorumu şöyle oldu: "Marie Antoinette 'Ekmek bulamıyorlarsa pasta yesinler' derken bunu herhalde mecaz anlamda söylemişti. Halbuki McCain ile Bush, New Orleans boğulurken, ciddî ciddî pasta yiyorlardı."
***
İnternet üzerinden The Nation gazetesinde 8 Ağustos tarihli McCain the Antichrist? (McCain, Deccal mı?) yazısını görünce doğrusu irkilmiştim. Fakat buna mümasil yazıları okuduğumda işin ciddiyetini kavradım. Meşhur misyonerlik zirvelerinden birinin akd edildiği Colorado Springs'deki kimi İncil uzmanları John McCain'in Deccal olduğunu kabul ediyorlar. Bunun için aradıkları birkaç kritere McCain'in vasıfları birebir uyuyor. Bunlardan birisi Deccal'ın Babil hakimi olacak olması. Babil hakimiyetinden dolayı 1991 yılında kimi İncilciler Saddam Hüseyin'in Deccal olduğunu ileri sürmüşler ve buna dair kimi Batılı gazetelere ilânlar vermişlerdi. Saddam Hüseyin'in öldürülmesi bu hipotezi ve faraziyeyi geçersiz kıldı. Saddam'dan sona Bağdat/Babil hakimi Bush oldu. Bununla birlikte, Bush giderayak çekilme takvimi üzerine Bağdat hükümetiyle müzakereleri yürütüyor. Adaylardan Obama 16 ay içinde çekilmeyi planlarken, McCain ise Babil'de yüzlerce yıl kalmaktan söz ediyor. Bunu delil kabul eden İncil uzmanları bu görüşünden dolayı McCain'in Deccal olabileceğini ileri sürüyorlar. Bununla da kalmıyorlar. Ek bir delil olarak dedesi John Mihai'nin Deccal ismini taşıdığını ve bunun torununa da yansıdığını ileri sürüyorlar. İncil uzmanlarına göre, Deccal'ın Romalı olması gerekiyor ve McCain'in dedesinin ismi olan Mihai de buna intibak ediyor. Bu vasfını tevarüs ettiğinden dolayı da McCain meş'um misyona namzet olmuş bulunuyor. Roma ismi olan Mihai, 'tanrı gibi insan' anlamına gelmektedir ki, bu da İncil uzmanlarının kanaatlerini pekiştiren hususlardan birisi. Zira Deccal'ın iddialarından birisi 'tanrılık' iddiasıdır ki; Mihai bunun delil ve işaretlerinden birisini teşkil etmektedir. Kendisi de zaten Vietnam gazisi...
Bush'lar gibi McCain'ler de Tuba ağacının hilafına Zakkum ağacını ve dallarını temsil ediyorlar. Zira baba Amiral McCain de İsrail'e hizmet eden isimlerden birisi. Yahudiler 1967'de Amerikan gemisi USS Liberty'yi batırdıklarında Başkan Johnson telâşla Amiral McCain'den olayı örtbas etmesini istemişti. O da bu görevi bihakkın ifa etmişti. Reagan dönemi Hazine Müsteşarı Paul Craig Roberts, McCain'in ikidara gelmesinden sonra Rusya ile ABD arasında 2010'lu yıllarda nükleer bir savaşın büyük bir ihtimâl olduğunu ileri sürmektedir. Gelecek bir nükleer savaşı önlemenin tek yolunun Kasım seçimlerini McCain'in kazanamaması olduğunu düşünüyor. Bununla birlikte, Katolik bir kökenden gelmesine rağmen 'ben bir (devşirme) Siyonistim' diyen Biden ve onun ötesinde Obama'nın danışmanlarından Polonyalı Zbigniew Brzezinski ile birlikte Obama da derin daireye ve halkaya katılmış durumda. Obama'nın seçilmesi hâlinde bile böyle bir savaşın önlenmesi ihtimâli de kesin değil. Obama sert diplomasi uygulayacağını söylese de Kafkaslar'ı en hararetli bir şekilde NATO'da görmek isteyen kişi bizzat Brzezinski'den başkası değil. Dünyanın durumu giderek tehlikeli bir hâl alıyor. Hatta önümüzdeki dönem Soğuk Savaş dönemini bile aratabilir. Bu bağlamda, Putin'in CNN'e söyledikleri yabana atılamaz. Buna göre, yeni dönemde de Beyaz Saray'ın sakininin el veya kimlik değiştirmemesi için Karzai gibi bir Amerikan kuklası olan Saakaşvili Güney Osetya'da cepheye sürülmüş. Dolayısıyla Cumhuriyetçilerin iktidarda kalmasını garanti eden gerilim Gürcistan üzerinden sağlanmış durumda. Tiflis'in Güney Osetya'ya müdahalesinden önce Cheney'in Danışmanı Joseph R. Wood Tiflis'te bulunuyormuş. McCain'in ayrıca mütemadiyen ve mutad olarak Saakaşvili ile telefonla görüştüğü biliniyor. Bütün bunlar hesaba katıldığında Gürcistan hareketi ve Rusya'nın mukabelesi tertip ve hesaplı adımlar olarak görülüyor. Kimi Rus yetkililerin 'Biz inek değiliz, ayıyız' dediği düşünüldüğünde McCain'in Yardımcısı Palin'in bir ayı avcısı olması acaba bir tesadüf mü yoksa yeni döneme mi işaret ediyor?
Kaynak: Yeni Asya
Geleneksel Ramazan şenliklerini Yalçın Bayer başlattı!

Hürriyet yazarı, akılları tavana vurduracak istekler ile bu seneki geleneksel Ramazan şenliklerini başlattı. İşte Bayer'in talepleri...
Çarşamba, 03 Eylül 2008 12:58
Hürriyet yazarı Yalçın Bayer, öyle bir öneride bulundu ki okuyanlar şaşırıp kaldı. Diyanet İşleri'nin ve AKP'nin Ramazan'ı miladi takvime göre sabitlemesini isteyen Bayer'in talepleri bununla da sınırlı değil. İbadetler günümüzün koşullarına uyarlanamaz mı? - Yalçın BayerİSLAM dini, aklın ve bilimin rehberliğine her zaman öncelik vermiştir. Dünyanın 1400 yıl önceki toplumsal koşulları ile günümüz arasında; teknoloji, ulaşım, iletişim, çevre, iklim, vs. bakımından öylesine büyük farklar oluşmuştur ki, kimse geçim gailesiyle sabah karanlığı yollara düşüp gece yarıları evine dönebilen insanlardan dinin emri olarak beş vakit namazını kılmasını, orucunu tutmasını beklememeli, dayanılmaz sıcaklarda hacca giden yaşlıların ölümüne de şaşırmamalıdır. "Ben her koşulda ibadetimi yaparım" diyenler, istisnalar dışında bunu ancak mesaiden zaman çalarak, verim düşüklüğüne yol açarak veya sağlığını bozarak sağlayabilirler. Bu takdirde, çalışmayı, insanlığa yararlı olmayı en büyük ibadet olarak kabul eden dinimizin böyle bir ibadeti makbul sayması da düşünülemez. Kameri takvim nedeniyle her yıl on gün önce başlayan ramazan ayı, her 36 yıllık periyodun 10-12 yılında yaz sıcaklarında oruç tutulmasını gerektirmekte, bu da özellikle küresel ısınmadan kaynaklanan dayanılmaz sıcaklar nedeniyle giderek eziyet haline gelmektedir. Diğer taraftan; inanç sahiplerinin özgürce ibadet etmek, onun manevi zevki ve huzurunu yaşamak da en doğal haklarıdır. O halde 'kolaylaştırınız' öğüdüne uygun olarak ne yapılabilir? Dini siyasete, siyaseti dine vıcık-vıcık bulaştıran, tarikat soytarılarına cehalet bataklığındaki toplumu teslim eden AKP, hiç olmazsa bu konuda yapıcı bir hizmette bulunarak, Diyanet İşleri Başkanlığı'nın çatısı altında yeterince mevcut olan İslam alimlerinden oluşturacağı bir kurulla kutsal günleri, ayları miladi takvime ve küresel iklim koşullarına göre sabitlemeli ve zamanı, sayısı, süresi Kuran'da belirtilmeyip sonradan belirlenmiş olan ibadetleri günün koşullarına göre yeniden düzenlemelidir. MANTIK TUTARLILIĞI Ruhban sınıfına yer vermeyen dinimizde yüz binlerce imamın varlığı, kadın imam olmadığı halde imam hatip okullarında kız öğrencilerin okutulması, bilmediğimiz bir dille ibadet etmek gibi garabetler, aklı, ahlakı, yurtseverliği ve unutulmaz hizmetleri ve eserleriyle yobazlar için kötü örnek(!) bir Müslüman olan Atatürk'ümüzün ne yazık ki aramızdan çok erken ayrılması nedeniyle ve giderek artan bir tutuculukla yaşanırken, dinci siyasetçilerden böyle bir istekte bulunmak 'ham hayal' gibi görülebilir. Ancak '23 Nisan Ulusal Egemenlik Ve Çocuk Bayramı'nı gölgelemek için 'Kutlu Doğum Haftası'nın tarihlerinin sabitlenmesini uygun bulan iktidar partisine, 'göle maya çalmak' kabilinden de olsa yapılan bu öneri, ihtisas sahibi olduğunu iddia ettikleri bir konudaki mantık tutarlılığını test etmek bakımından zamansız ve gereksiz olarak değerlendirilmemelidir.
.......
Yalçın Bayer'in yazısına Zaman gazetesinden Ahmet Turan Alkan, kafa bulan bir cevap verdi. 'AKP Diyanet'e emretsin de orucu yiyek' diyen A. Turan Alkan, Yalçın Bayer'in önerileriyle de dalgasını geçti. İşte A. Turan Alkan'ın yazısı...
AKP Diyanet'e emretsin; orucu yiyek! "Nerde eski Ramazanlar" diye hayıflanmaya gerek yok aziz okuyucularım; yeni Ramazanlar da eğlenceli, renkli ve güzel. Evet, Karagöz, kukla, kanto, Direklerarası, Şehzadebaşı tiyatroları gibi renkli unsurlar belki kayboldu, fakat üzülmeyiniz; o var! O kim? O bir yazar; o bir fikir adamı. O bir gazeteci, O bir nâşir-i efkâr, o bir yüce insan, o her bi şey... Tahrif ediyorsam nâmerdim, işte üstâdın dünkü köşesinden (ben demiyorum, okuyucu böyle yazıyor) makamında ramazaniyelik fikirler ve laik ilhamlarla dolu Radyum şuaları fışkıran satırlar; İslâm dini, aklın ve bilimin rehberliğine her zaman öncelik vermiştir. Dünyanın 1400 yıl önceki toplumsal koşulları ile günümüz arasında; teknoloji, ulaşım, iletişim, çevre, iklim, vs. bakımından öylesine büyük farklar oluşmuştur ki, kimse geçim gailesiyle sabah karanlığı yollara düşüp gece yarıları evine dönebilen insanlardan dinin emri olarak beş vakit namazını kılmasını, orucunu tutmasını beklememeli, dayanılmaz sıcaklarda hacca giden yaşlıların ölümüne de şaşırmamalıdır. Bunlar ağır fikirlerdir, anlamayan olur diye özetliyorum; "zaman geçiyor, tıp ilerliyor, hâlâ namaz kılıp oruç tutacak mıyız, tavaf farz diye diye Hicaz güneşinin altında fırfır dönecek miyiz?" diyor üstadımız; belli ki dilinin altında bir bakla var ve bu bakla çıkmak üzere, o halde okumaya devam edelim: "Ben her koşulda ibadetimi yaparım" diyenler, istisnalar dışında bunu ancak mesaiden zaman çalarak, verim düşüklüğüne yol açarak veya sağlığını bozarak sağlayabilirler. Çalışmayı, insanlığa yararlı olmayı en büyük ibadet olarak kabul eden dinimizin böyle bir ibadeti makbul sayması da düşünülemez." Üstad diyor ki, sahtekârlık etmeyin, bugün oruç tutup namaz kılanların çoğu -Müslüman süpermanlar hariç diyor!-, verimsiz çalışıyor, ayıp oluyor. Peki öyleyse ne yapmalı? Basit: Her sene Ramazan on bir gün beriye geldiğine göre, 36 yıllık periyotta en az 12 sene yaz mevsiminde oruç tutmak gerekiyor. Sen bunun üstüne küresel ısınmayı da koy! E kardeşim, bu Müslümanların şöyle ferah ferah püfür püfür (ve dahi lıkır lıkır) oruç tutmak hakkı yok mudur? Vardır. Zaten mübarek dinimiz "kolaylaştırınız" demiş. Peki kim kolaylaştıracak? Üstad bu hususta tecrübeli; "ben yaparım demiyor", evvela ağzını bir güzel bozup, mis gibi orucunu on paralık ederek reformu yapması gereken adresi tarif ediyor ki bu kısmına bayıldım: Dini siyasete, siyaseti dine vıcık-vıcık bulaştıran, tarikat soytarılarına cehalet bataklığındaki toplumu teslim eden AKP... Diyanet İşleri Başkanlığı'nın çatısı altında yeterince mevcut olan İslam alimlerinden oluşturacağı bir kurulla kutsal günleri, ayları miladi takvime ve küresel iklim koşullarına göre sabitlemeli ve zamanı, sayısı, süresi Kuran'da belirtilmeyip sonradan belirlenmiş olan ibadetleri günün koşullarına göre yeniden düzenlemelidir. Basit demiştim değil mi? Diyanet bir karar alıyor ve "nedir bu Ramazan'ın yıl içinde fırıl fırıl gezinmesi kardeşim; biz onu Şubat'a bağladık" diyor. "Olmaz" diyeceklere de tehdit: "Siz de kutlu doğum haftasını Nisan'a bağladınız ama?" Eğer yanlış okumadıysam diğer ibadetlerde de tenzilat var; beş vakit namaz bire, dört rekatlık namazlar ikiye, otuz günlük ramazan üç güne... Hatta hepsini kaldırsak ne çıkar be? Oh! Vesaire, vesaire... Bir okudum, bir daha okudum; ne gam kaldı ne kasavet; saldım gitti makaraları. Her Ramazan mevsiminde bu büyük devrimci, laikçi, reformcu, çıplak ve yarı giyinik uyarıcı üstadları, yazar diye tutup üste bir ton para vererek bizi eğlendirdiği için bunların patronlarına ne kadar teşekkür etsek azdır. Hay Allah razı olsun be kardeşim; böyle güzel, ferah, eğlentili şeyler yazın, canımızı yiyin! A. TURAN ALKAN t.alkan@zaman.com.tr
Çarşamba, 03 Eylül 2008 12:58
Hürriyet yazarı Yalçın Bayer, öyle bir öneride bulundu ki okuyanlar şaşırıp kaldı. Diyanet İşleri'nin ve AKP'nin Ramazan'ı miladi takvime göre sabitlemesini isteyen Bayer'in talepleri bununla da sınırlı değil. İbadetler günümüzün koşullarına uyarlanamaz mı? - Yalçın BayerİSLAM dini, aklın ve bilimin rehberliğine her zaman öncelik vermiştir. Dünyanın 1400 yıl önceki toplumsal koşulları ile günümüz arasında; teknoloji, ulaşım, iletişim, çevre, iklim, vs. bakımından öylesine büyük farklar oluşmuştur ki, kimse geçim gailesiyle sabah karanlığı yollara düşüp gece yarıları evine dönebilen insanlardan dinin emri olarak beş vakit namazını kılmasını, orucunu tutmasını beklememeli, dayanılmaz sıcaklarda hacca giden yaşlıların ölümüne de şaşırmamalıdır. "Ben her koşulda ibadetimi yaparım" diyenler, istisnalar dışında bunu ancak mesaiden zaman çalarak, verim düşüklüğüne yol açarak veya sağlığını bozarak sağlayabilirler. Bu takdirde, çalışmayı, insanlığa yararlı olmayı en büyük ibadet olarak kabul eden dinimizin böyle bir ibadeti makbul sayması da düşünülemez. Kameri takvim nedeniyle her yıl on gün önce başlayan ramazan ayı, her 36 yıllık periyodun 10-12 yılında yaz sıcaklarında oruç tutulmasını gerektirmekte, bu da özellikle küresel ısınmadan kaynaklanan dayanılmaz sıcaklar nedeniyle giderek eziyet haline gelmektedir. Diğer taraftan; inanç sahiplerinin özgürce ibadet etmek, onun manevi zevki ve huzurunu yaşamak da en doğal haklarıdır. O halde 'kolaylaştırınız' öğüdüne uygun olarak ne yapılabilir? Dini siyasete, siyaseti dine vıcık-vıcık bulaştıran, tarikat soytarılarına cehalet bataklığındaki toplumu teslim eden AKP, hiç olmazsa bu konuda yapıcı bir hizmette bulunarak, Diyanet İşleri Başkanlığı'nın çatısı altında yeterince mevcut olan İslam alimlerinden oluşturacağı bir kurulla kutsal günleri, ayları miladi takvime ve küresel iklim koşullarına göre sabitlemeli ve zamanı, sayısı, süresi Kuran'da belirtilmeyip sonradan belirlenmiş olan ibadetleri günün koşullarına göre yeniden düzenlemelidir. MANTIK TUTARLILIĞI Ruhban sınıfına yer vermeyen dinimizde yüz binlerce imamın varlığı, kadın imam olmadığı halde imam hatip okullarında kız öğrencilerin okutulması, bilmediğimiz bir dille ibadet etmek gibi garabetler, aklı, ahlakı, yurtseverliği ve unutulmaz hizmetleri ve eserleriyle yobazlar için kötü örnek(!) bir Müslüman olan Atatürk'ümüzün ne yazık ki aramızdan çok erken ayrılması nedeniyle ve giderek artan bir tutuculukla yaşanırken, dinci siyasetçilerden böyle bir istekte bulunmak 'ham hayal' gibi görülebilir. Ancak '23 Nisan Ulusal Egemenlik Ve Çocuk Bayramı'nı gölgelemek için 'Kutlu Doğum Haftası'nın tarihlerinin sabitlenmesini uygun bulan iktidar partisine, 'göle maya çalmak' kabilinden de olsa yapılan bu öneri, ihtisas sahibi olduğunu iddia ettikleri bir konudaki mantık tutarlılığını test etmek bakımından zamansız ve gereksiz olarak değerlendirilmemelidir.
.......
Yalçın Bayer'in yazısına Zaman gazetesinden Ahmet Turan Alkan, kafa bulan bir cevap verdi. 'AKP Diyanet'e emretsin de orucu yiyek' diyen A. Turan Alkan, Yalçın Bayer'in önerileriyle de dalgasını geçti. İşte A. Turan Alkan'ın yazısı...
AKP Diyanet'e emretsin; orucu yiyek! "Nerde eski Ramazanlar" diye hayıflanmaya gerek yok aziz okuyucularım; yeni Ramazanlar da eğlenceli, renkli ve güzel. Evet, Karagöz, kukla, kanto, Direklerarası, Şehzadebaşı tiyatroları gibi renkli unsurlar belki kayboldu, fakat üzülmeyiniz; o var! O kim? O bir yazar; o bir fikir adamı. O bir gazeteci, O bir nâşir-i efkâr, o bir yüce insan, o her bi şey... Tahrif ediyorsam nâmerdim, işte üstâdın dünkü köşesinden (ben demiyorum, okuyucu böyle yazıyor) makamında ramazaniyelik fikirler ve laik ilhamlarla dolu Radyum şuaları fışkıran satırlar; İslâm dini, aklın ve bilimin rehberliğine her zaman öncelik vermiştir. Dünyanın 1400 yıl önceki toplumsal koşulları ile günümüz arasında; teknoloji, ulaşım, iletişim, çevre, iklim, vs. bakımından öylesine büyük farklar oluşmuştur ki, kimse geçim gailesiyle sabah karanlığı yollara düşüp gece yarıları evine dönebilen insanlardan dinin emri olarak beş vakit namazını kılmasını, orucunu tutmasını beklememeli, dayanılmaz sıcaklarda hacca giden yaşlıların ölümüne de şaşırmamalıdır. Bunlar ağır fikirlerdir, anlamayan olur diye özetliyorum; "zaman geçiyor, tıp ilerliyor, hâlâ namaz kılıp oruç tutacak mıyız, tavaf farz diye diye Hicaz güneşinin altında fırfır dönecek miyiz?" diyor üstadımız; belli ki dilinin altında bir bakla var ve bu bakla çıkmak üzere, o halde okumaya devam edelim: "Ben her koşulda ibadetimi yaparım" diyenler, istisnalar dışında bunu ancak mesaiden zaman çalarak, verim düşüklüğüne yol açarak veya sağlığını bozarak sağlayabilirler. Çalışmayı, insanlığa yararlı olmayı en büyük ibadet olarak kabul eden dinimizin böyle bir ibadeti makbul sayması da düşünülemez." Üstad diyor ki, sahtekârlık etmeyin, bugün oruç tutup namaz kılanların çoğu -Müslüman süpermanlar hariç diyor!-, verimsiz çalışıyor, ayıp oluyor. Peki öyleyse ne yapmalı? Basit: Her sene Ramazan on bir gün beriye geldiğine göre, 36 yıllık periyotta en az 12 sene yaz mevsiminde oruç tutmak gerekiyor. Sen bunun üstüne küresel ısınmayı da koy! E kardeşim, bu Müslümanların şöyle ferah ferah püfür püfür (ve dahi lıkır lıkır) oruç tutmak hakkı yok mudur? Vardır. Zaten mübarek dinimiz "kolaylaştırınız" demiş. Peki kim kolaylaştıracak? Üstad bu hususta tecrübeli; "ben yaparım demiyor", evvela ağzını bir güzel bozup, mis gibi orucunu on paralık ederek reformu yapması gereken adresi tarif ediyor ki bu kısmına bayıldım: Dini siyasete, siyaseti dine vıcık-vıcık bulaştıran, tarikat soytarılarına cehalet bataklığındaki toplumu teslim eden AKP... Diyanet İşleri Başkanlığı'nın çatısı altında yeterince mevcut olan İslam alimlerinden oluşturacağı bir kurulla kutsal günleri, ayları miladi takvime ve küresel iklim koşullarına göre sabitlemeli ve zamanı, sayısı, süresi Kuran'da belirtilmeyip sonradan belirlenmiş olan ibadetleri günün koşullarına göre yeniden düzenlemelidir. Basit demiştim değil mi? Diyanet bir karar alıyor ve "nedir bu Ramazan'ın yıl içinde fırıl fırıl gezinmesi kardeşim; biz onu Şubat'a bağladık" diyor. "Olmaz" diyeceklere de tehdit: "Siz de kutlu doğum haftasını Nisan'a bağladınız ama?" Eğer yanlış okumadıysam diğer ibadetlerde de tenzilat var; beş vakit namaz bire, dört rekatlık namazlar ikiye, otuz günlük ramazan üç güne... Hatta hepsini kaldırsak ne çıkar be? Oh! Vesaire, vesaire... Bir okudum, bir daha okudum; ne gam kaldı ne kasavet; saldım gitti makaraları. Her Ramazan mevsiminde bu büyük devrimci, laikçi, reformcu, çıplak ve yarı giyinik uyarıcı üstadları, yazar diye tutup üste bir ton para vererek bizi eğlendirdiği için bunların patronlarına ne kadar teşekkür etsek azdır. Hay Allah razı olsun be kardeşim; böyle güzel, ferah, eğlentili şeyler yazın, canımızı yiyin! A. TURAN ALKAN t.alkan@zaman.com.tr
Paşalara TSK ziyareti nasıl yorumlanmalı?
Genelkurmay'ın resmi cezaevi ziyareti, tüm dengeleri altüst etti. Ergenekon'da artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak!
Çarşamba, 03 Eylül 2008 15:49
Ergenekon sanığı paşalara cezaevinde gerçekleşen resmi TSK ziyareti, Ankara gündemini alt üst etti. İktidar şimdilik sessiz; ancak muhalefet cephesinde büyük hareketlilik var. CHP'li Özyürek ziyareti geç kalınmış bir adım olarak değerlendirirken; tüm yorumlar askerin, Ergenekon'da artık taraf olduğu yönünde... Genelkurmay Başkanlığı, Kocaeli Garnizon Komutanı'nın TSK adına Ergenekon soruşturmasından cezaevinde tutuklu bulunan emekli Orgeneraller Şener Eruygur ve Hurşit Tolon'u ziyaret ettiğini duyurdu. Ankara gündemine bomba gibi düşen bu ziyaret haberine karşın iktidar sessizliğini korurken; muhalefet ayakta alkışladı. Radikal gazetesi Ankara Temsilcisi Murat Yetkin, CNN Türk'te yayınlanan yorumunda, askerin 'Yargıya güvenimiz tamdır' mesajı da verdiğine dikkat çektiğini söyledi. Yetkin ziyaretle, "Kamuoyundan ve Türk Silahlı Kuvvetleri içinden gelen emekli paşalar niye yalnız bırakıldı " eleştirilerini gidermek için harekete geçilmiş olabileceğini de söyleyerek, ziyaretin bir Korgeneral tarafından gerçekleştirilmesi çok üst düzey olarak değerlendirililebileceğini ifade etti. Özyürek: Geç kalınmış bir ziyaretNTV'nin haber bültenine telefonla bağlanan CHP Genel Başkan Yardımcısı Mustafa Özyürek ziyareti; 'Geç kalınmış bir ziyaret' olarak yorumladı.
Özyürek; "TSK bugüne kadar devlete üstün hizmetleri olan bu paşalarımıza sahip çıkmamıştı. Ancak Başbuğ Paşa geç de olsa bu hatayı telafi etmiştir. Bu ziyaret geç kalınmış bir ziyarettir' dedi. Ahmet Hakan'a göre ziyaret, İlker Paşa'nın olaya yaklaşımının en önemli göstergesi. İşte Ahmet Hakan'ın ziyaret yorumu; "Cezaevindeki iki emekli general, benim aracılığımla kamuoyuna verdikleri mesajda Genelkurmay'a imalı ve dolaylı sitemler yollamıştı... Sitemi besleyen duygu şuydu: Genelkurmay'ın bize sahip çıkması gerekir... (...) Bence bu çok önemli bir gelişme... Öncelikle İlker Başbuğ'un, Yaşar Büyükanıt'tan farklı bir genelkurmay başkanı olacağını kanıtlıyor... İkinci olarak İlker Paşa'nın Ergenekon davasında aykırı bir tutum izleyeceğini gösteriyor... "Mutabakat bitti, asker taraf"
Hürriyet Gazetesi yazarı Cüneyt Ülsever, Korgeneral Mehdi'nin emekli paşaları ziyaretini ve bu ziyaretin Genelkurmay'ın internet sitesinde yayınlanmasıyla Ergenekon soruşturmasında çok şeyin değişeceğinin ilk sinyalleri olarak yorumladı.
İşte Ülsever'im ziyaret yorumu; Beni oldukça şaşırttı: İlk tepkimi söyleyeyim çok şaşırdım. Bence Türkiye önemli atlamalar, sıçramalar yapıyor. Bunlardan biri Ergenekon'du, arkadan AKP'ye kapatılma davasının açılması, emekli generallerin tutuklanması ve bugünkü haber. 2008 yılının en göze çarpan olayları... Bu önemli bir mesaj: Şöyle bir durum vardı; daha önceki Genelkurmay Başkanı'nın bu dava karşısında pasif kaldığı, tepki vermediği ve bunun TSK'da büyük rahatsızlık yarattığı iddiaları vardı. Şimdi birdenbire yeni Genelkurmay Başkanı bu iddiaları reddeden bir tutum içine girdi. Burada önemli olan Genelkurmay adına resmi bir ziyaret yapılmasının söylenmesi çok büyük mesaj içeriyor. Benim aldığım mesaj şu: 'Biz bugünden itibaren bu davada tarafız' diyorlar. Her ne kadar son sözde hukukun üstünlüğüne olan saygı ve güven tamdır dese de Genelkurmay'ın bugünkü hareketi sonuçta savcıların ve yargıçların kafasına soru işareti olarak girecektir.
Kaynak: internethaber
Çarşamba, 03 Eylül 2008 15:49
Ergenekon sanığı paşalara cezaevinde gerçekleşen resmi TSK ziyareti, Ankara gündemini alt üst etti. İktidar şimdilik sessiz; ancak muhalefet cephesinde büyük hareketlilik var. CHP'li Özyürek ziyareti geç kalınmış bir adım olarak değerlendirirken; tüm yorumlar askerin, Ergenekon'da artık taraf olduğu yönünde... Genelkurmay Başkanlığı, Kocaeli Garnizon Komutanı'nın TSK adına Ergenekon soruşturmasından cezaevinde tutuklu bulunan emekli Orgeneraller Şener Eruygur ve Hurşit Tolon'u ziyaret ettiğini duyurdu. Ankara gündemine bomba gibi düşen bu ziyaret haberine karşın iktidar sessizliğini korurken; muhalefet ayakta alkışladı. Radikal gazetesi Ankara Temsilcisi Murat Yetkin, CNN Türk'te yayınlanan yorumunda, askerin 'Yargıya güvenimiz tamdır' mesajı da verdiğine dikkat çektiğini söyledi. Yetkin ziyaretle, "Kamuoyundan ve Türk Silahlı Kuvvetleri içinden gelen emekli paşalar niye yalnız bırakıldı " eleştirilerini gidermek için harekete geçilmiş olabileceğini de söyleyerek, ziyaretin bir Korgeneral tarafından gerçekleştirilmesi çok üst düzey olarak değerlendirililebileceğini ifade etti. Özyürek: Geç kalınmış bir ziyaretNTV'nin haber bültenine telefonla bağlanan CHP Genel Başkan Yardımcısı Mustafa Özyürek ziyareti; 'Geç kalınmış bir ziyaret' olarak yorumladı.
Özyürek; "TSK bugüne kadar devlete üstün hizmetleri olan bu paşalarımıza sahip çıkmamıştı. Ancak Başbuğ Paşa geç de olsa bu hatayı telafi etmiştir. Bu ziyaret geç kalınmış bir ziyarettir' dedi. Ahmet Hakan'a göre ziyaret, İlker Paşa'nın olaya yaklaşımının en önemli göstergesi. İşte Ahmet Hakan'ın ziyaret yorumu; "Cezaevindeki iki emekli general, benim aracılığımla kamuoyuna verdikleri mesajda Genelkurmay'a imalı ve dolaylı sitemler yollamıştı... Sitemi besleyen duygu şuydu: Genelkurmay'ın bize sahip çıkması gerekir... (...) Bence bu çok önemli bir gelişme... Öncelikle İlker Başbuğ'un, Yaşar Büyükanıt'tan farklı bir genelkurmay başkanı olacağını kanıtlıyor... İkinci olarak İlker Paşa'nın Ergenekon davasında aykırı bir tutum izleyeceğini gösteriyor... "Mutabakat bitti, asker taraf"
Hürriyet Gazetesi yazarı Cüneyt Ülsever, Korgeneral Mehdi'nin emekli paşaları ziyaretini ve bu ziyaretin Genelkurmay'ın internet sitesinde yayınlanmasıyla Ergenekon soruşturmasında çok şeyin değişeceğinin ilk sinyalleri olarak yorumladı.
İşte Ülsever'im ziyaret yorumu; Beni oldukça şaşırttı: İlk tepkimi söyleyeyim çok şaşırdım. Bence Türkiye önemli atlamalar, sıçramalar yapıyor. Bunlardan biri Ergenekon'du, arkadan AKP'ye kapatılma davasının açılması, emekli generallerin tutuklanması ve bugünkü haber. 2008 yılının en göze çarpan olayları... Bu önemli bir mesaj: Şöyle bir durum vardı; daha önceki Genelkurmay Başkanı'nın bu dava karşısında pasif kaldığı, tepki vermediği ve bunun TSK'da büyük rahatsızlık yarattığı iddiaları vardı. Şimdi birdenbire yeni Genelkurmay Başkanı bu iddiaları reddeden bir tutum içine girdi. Burada önemli olan Genelkurmay adına resmi bir ziyaret yapılmasının söylenmesi çok büyük mesaj içeriyor. Benim aldığım mesaj şu: 'Biz bugünden itibaren bu davada tarafız' diyorlar. Her ne kadar son sözde hukukun üstünlüğüne olan saygı ve güven tamdır dese de Genelkurmay'ın bugünkü hareketi sonuçta savcıların ve yargıçların kafasına soru işareti olarak girecektir.
Kaynak: internethaber
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
