
İbni Sina, özellikle Aristo felsefesi ve tıbbı alanında slam dünyasının en ünlü bilim adamlarındandır.
Pazar, 31 Ağustos 2008 13:24
Hakkı Uygur / Dünya Bülteniİranlı hakim Ebu Ali Hüseyin bin Abdullah bin Sina veya Arapçasıyla İbni Sina özellikle Aristo felsefesi ve tıbbı alanında yazdıklarından ötürü dikkatleri çeken İslam dünyasının en ünlü ve etkili felsefecisi ve bilim adamlarındandır. İbni Sina büyük bir felsefî ilmî ansiklopedi olan "Şifa" ve tıp tarihindeki en ünlü kitaplardan birisi olan "Kanun fit tıb" adlı kitapların yazarıdır.
Başlangıç yılları İbni Sina tüm hayatını İran'ın merkez ve doğu bölgelerinde geçirmiştir. İlk eğitimi Buhara'da babasının doğrudan gözetimi altında gerçekleşti. Babasının evi bilim adamlarının toplanma yeri olduğu için çocukluğunun ilk anlarından itibaren zamanının büyük insanlarının sohbetinden faydalandı. Olağanüstü bir çocuktu ve benzersiz bir hafızaya sahipti. On yaşındayken Kuran'ı ve birçok Arapça şiiri ezberlemişti ve onları ömrü boyunca unutmadı. Daha sonra bir hocanın yanında metafizik ve mantık öğrenimine başladı ve beklenmedik bir ilerleme sağladı. Ömrünün 18 yaşında kadar olan kısa bir bölümünü kendi öğrenimine ayırdı. Büyük bir şevkle araştırmalarda bulunuyordu ve İslam fıkhı, tıp ve son olarak metafiziğe tam olarak hakim oldu. Samanî hükümdarı Nuh bin Mansur'u tedavideki başarısından dolayı Arap fetihlerinden sonra İran'da kurulan ilk büyük yerli hanedan olan Samanilerin saltanat kütüphanesinden faydalanabildi ve bu durum İbni Sina'nın özellikle aklî gelişimine büyük katkı sağladı. 21 yaşına vardığında ilmin bütün resmi alanlarında seçkin bir hale gelmiş ve bir hekim olarak büyük bir ün kazanmıştı. Bunun yanı sıra [devlet adamları tarafından] bir görevli olarak da hizmette bulunması istendi ve bir süreliğine devlet çalışanı olarak da görev yaptı. Ancak ansızın her şey alt üst oldu. Babası öldü, Horasan'da Gazneliler devletini kuran efsanevi pehlivan Türk lider Gazneli Mahmud tarafından Samani hanedanı yıkıldı ve İbni Sina perişan ve huzursuz bir döneme girdi. Bu dönem kısa ve huzurlu istisnai duraksamalar hariç ömrünün sonuna kadar sürdü. Kaderin eli İbni Sina'yı İran tarihinin çalkantılı bir döneminin kucağına atmıştı. Bu dönemde yeni Türk unsurlar Asya'nın merkezinde İran devletinin yerini alırken İranlı hanedanlar da Bağdat'taki halifeden siyasi bağımsızlıklarını kazanmaya çalışıyorlardı. Ancak İbni Sina'nın konsantre gücü ve aklî yeteneği onu düzenli ve göz alıcı süreklilikle aklanî faaliyetlerde bulunmaya kadir kılacak ve dış karmaşaların etkisi altında kalmasına izin vermeyecek güçteydi. İbni Sina bir müddet bir hekim olarak geçimini sağladığı Kazvin ve Rey gibi Horasan şehirlerine gitti. Daha sonra İran'ın batı ve merkezi bölümlerine hükmeden Buveyh oğullarının devletine gitti. Ancak bu şehirlerde yeterince ekonomik ve toplumsal desteğe sahip olmadığını ayrıca buralarda çalışmalarını sürdürebilecek huzurlu ve istikrarlı bir ortamın bulunmadığını gördü. Bunun üzerine Şemsuddevle ve diğer Buveyhi emirlerinin hüküm sürdüğü Hemedan'a gitti. Bu yolculuk onun hayatında yeni bir sayfanın açılmasında etkili oldu. O saray hekimi oldu ve emirin lütfünden faydalandı öyle ki ikinci kez vezirlik makamına geldi. İbni Sina aleyhindeki siyasi oyunlardan ve entrikalardan kendisini koruyamadı ve bir müddet gizlenmeye mecbur kaldı hatta bir ara zindana bile düştü. O bu dönemde çok ünlü iki eserini yazmaya başladı. Şifa kitabı o zamana dek bir kişi tarafından hazırlanmış en kapsamlı eserdi. Bu kitap mantık, psikoloji ve dört ilim (hendese, astronomi, matematik ve musiki) de içinde olmak üzere tabii ilimler ve metafizik konusundaydı ve bu eserde ahlak ve siyasetten bahsetmiyordu. İbni Sina'nın bu eserdeki düşüncesinin önemli bir bölümü Aristo'dan ödünç alınmıştır ve diğer Yunan felsefecileri ve yeni eflatuncular da etkisiz değillerdir. Onun düşünce sistemi vacibul vücud-u bizzat olan tanrı kavramına dayanır. Öyle bir varlık ki yalnızca onun hakkında mahiyet ve varlık birdir ve yaratılmışların tedrici kesreti ilahi binanın kendi marifeti ve onun varlığından kaynaklanan ezeli sudur nedeniyledir. El Kanun fit tıb kitabı doğu ve batındaki tek çok ünlü tıp tarihi kitabı olarak kabul edilir. Kanun kitabı sistematik bir ansiklopedi olup İbni Sina onun büyük bölümünü Roma İmparatorluğu dönemindeki Yunan hekimlerin başarılarından, diğer Arapça eserlerden ve küçük bir bölümünü de kendi şahsi tecrübelerinden (onun klinik notları yolculukları esnasında kaybolmuştur) faydalanarak oluşturmuştur. O gün boyunca bir hekim ve yönetici olarak saraydaki işleriyle ilgileniyordu. İbni Sina neredeyse her gece öğrencileriyle birlikte bu eserini ve diğer eserlerini derlemekle uğraşıyor, eserler konusunda öğrencileriyle felsefi ve ilmi tartışmalar gerçekleştiriyordu. Bu toplantılar genellikle müzikle ve neşe içinde geçiyor ve gecenin bir bölümüne kadar sürüyordu. O kaçarken ve zindandayken bile yazamaya devam etti. İbni Sina'nın güçlü fiziği onun zayıf tabiatlı birisi için imkansız sayılabilecek bir hayat sürmesini sağladı.İbni Sina'nın hayatının son bölümü Isfahan'a yolculuğuyla başladı. 1022 yılında Şemsuddevle öldü ve o zindanı ve küçük bir grupla Isfahan'a kaçışı da içeren zor bir dönemin ardından hayatının geri kalan on dört yıllık bölümünü Isfahan'da huzur ve rahat içinde geçirmek istiyordu. Sultan Alauddevle ve adamlarının yakın ilgisiyle karşılaştı ve burada iki önemli eserini bitirdi ve risalelerinin çoğunu -yaklaşık 200 risaleyi- Hemedan'da kaleme aldı. O aynı şekilde Aristo felsefesindeki ilk Farsça kitabı da yazdı ve büyük bir yetenekle Şifa kitabının özeti mahiyetindeki Necat kitabını hazırladı. İbni Sina savaşlarda Alauddevle'nin yanında bulunmak zorunda olduğu için bu kitabının bir bölümünü savaşlar sırasında yazdı ve bu süre içinde son temel felsefi eseri ve fikri sisteminin en belirgin şahidi olan kitabını yani El İşarat vel Tenbihat'ı yazdı.O bu kitapta arifin imandan başlayan ve kesintisiz ve vasıtasız Allah'ı müşahede ettiği son merhaleye kadar süren manevi yolculuğunu açıklamaktadır. Aynı şekilde Isfahan'da Arap dilinin inceliklerinde usta bir şahsın bu konuda yetersizliğini eleştirmesi üzerine üç yılını araştırmaya ayırdı ve Lisanul arab adında kalın bir eser meydana getirdi. Bu kitabın müsveddeleri Şeyhin ölümüne kadar kendisinde mevcuttu. Bir savaş sırasında Alauddevle'yle birlikteyken İbni Sina hastalandı ve tedavi çabasına rağmen Şeyhurreis hastalıktan ve kulunçtan öldü. Her ne kadar Müslüman Meşşailerin üstadı rolünü yeterince iyi ifa etmişse de ömrünün ileriki dönemlerinde maşrıki bir felsefe arayışındaydı. Doğrudan bu konuyla ilgili eserlerinin çoğu bugüne ulaşmamıştır ancak kalan eserlerinden onun izlediği rotanın izleri anlaşılabilmektedir. O irfanî hikmete bir yol açabilmek için ilk girişimlerde bulunmuş ve daha sonra özellikle İran'da ve İslam'ın doğu bölgelerinde İslam felsefesi onun bu yolunu izlemiştir.
İbni Sinanın Etkisi İbni Sina'nın etkisi batıda da hissedildi. Bununla birlikte onun düşünceleri doğrudan kendi adını taşıyan ekol ile değil büyük Arap İspanyol filozof İbni Rüsd'ün vasıtasıyla olmuştur. 12. yüzyılda Şifa kitabının bir bölümü Latince'ye çevrilmiş, aynı yüzyılda Kanun kitabı da tamamen yayınlanmıştır. Bu tercümeler İbni Sina'nın düşüncelerini Batının muhtelif yerlerinde yaygınlaştırdı. Onun düşünceleri Hıristiyan kelamcı ve felsefeci Aziz Agustin'in düşünceleri ile karıştı ve ortaçağ skolastik felsefecilerin özellikle de Fransisken ekollerinin fikirlerinin oluşumda önemli rol oynadı. Kanun kitabı çağlar boyunca tıp alanında referans kitabına dönüştü ve İbni Sina yalnızca Hipokrat ve Calinus gibi kadim Yunan hekimlerin sahip olduğu tartışılmaz bir konuma ulaştı. Doğuda da İbni Sina'nın tıp, felsefe ve ilahiyata olan hakimiyeti yıllar boyu sürdü ve hâlâ da İslami düşünce mahfillerinde hayatını sürdürmektedir. Seyyed Hossein Nasr/Avicenna/Encyclopedia Britannica - mystical theosophy3 - self-knowledge2 İtimad-ı Milli gazetesinden çevrilmiştir.
Pazar, 31 Ağustos 2008 13:24
Hakkı Uygur / Dünya Bülteniİranlı hakim Ebu Ali Hüseyin bin Abdullah bin Sina veya Arapçasıyla İbni Sina özellikle Aristo felsefesi ve tıbbı alanında yazdıklarından ötürü dikkatleri çeken İslam dünyasının en ünlü ve etkili felsefecisi ve bilim adamlarındandır. İbni Sina büyük bir felsefî ilmî ansiklopedi olan "Şifa" ve tıp tarihindeki en ünlü kitaplardan birisi olan "Kanun fit tıb" adlı kitapların yazarıdır.
Başlangıç yılları İbni Sina tüm hayatını İran'ın merkez ve doğu bölgelerinde geçirmiştir. İlk eğitimi Buhara'da babasının doğrudan gözetimi altında gerçekleşti. Babasının evi bilim adamlarının toplanma yeri olduğu için çocukluğunun ilk anlarından itibaren zamanının büyük insanlarının sohbetinden faydalandı. Olağanüstü bir çocuktu ve benzersiz bir hafızaya sahipti. On yaşındayken Kuran'ı ve birçok Arapça şiiri ezberlemişti ve onları ömrü boyunca unutmadı. Daha sonra bir hocanın yanında metafizik ve mantık öğrenimine başladı ve beklenmedik bir ilerleme sağladı. Ömrünün 18 yaşında kadar olan kısa bir bölümünü kendi öğrenimine ayırdı. Büyük bir şevkle araştırmalarda bulunuyordu ve İslam fıkhı, tıp ve son olarak metafiziğe tam olarak hakim oldu. Samanî hükümdarı Nuh bin Mansur'u tedavideki başarısından dolayı Arap fetihlerinden sonra İran'da kurulan ilk büyük yerli hanedan olan Samanilerin saltanat kütüphanesinden faydalanabildi ve bu durum İbni Sina'nın özellikle aklî gelişimine büyük katkı sağladı. 21 yaşına vardığında ilmin bütün resmi alanlarında seçkin bir hale gelmiş ve bir hekim olarak büyük bir ün kazanmıştı. Bunun yanı sıra [devlet adamları tarafından] bir görevli olarak da hizmette bulunması istendi ve bir süreliğine devlet çalışanı olarak da görev yaptı. Ancak ansızın her şey alt üst oldu. Babası öldü, Horasan'da Gazneliler devletini kuran efsanevi pehlivan Türk lider Gazneli Mahmud tarafından Samani hanedanı yıkıldı ve İbni Sina perişan ve huzursuz bir döneme girdi. Bu dönem kısa ve huzurlu istisnai duraksamalar hariç ömrünün sonuna kadar sürdü. Kaderin eli İbni Sina'yı İran tarihinin çalkantılı bir döneminin kucağına atmıştı. Bu dönemde yeni Türk unsurlar Asya'nın merkezinde İran devletinin yerini alırken İranlı hanedanlar da Bağdat'taki halifeden siyasi bağımsızlıklarını kazanmaya çalışıyorlardı. Ancak İbni Sina'nın konsantre gücü ve aklî yeteneği onu düzenli ve göz alıcı süreklilikle aklanî faaliyetlerde bulunmaya kadir kılacak ve dış karmaşaların etkisi altında kalmasına izin vermeyecek güçteydi. İbni Sina bir müddet bir hekim olarak geçimini sağladığı Kazvin ve Rey gibi Horasan şehirlerine gitti. Daha sonra İran'ın batı ve merkezi bölümlerine hükmeden Buveyh oğullarının devletine gitti. Ancak bu şehirlerde yeterince ekonomik ve toplumsal desteğe sahip olmadığını ayrıca buralarda çalışmalarını sürdürebilecek huzurlu ve istikrarlı bir ortamın bulunmadığını gördü. Bunun üzerine Şemsuddevle ve diğer Buveyhi emirlerinin hüküm sürdüğü Hemedan'a gitti. Bu yolculuk onun hayatında yeni bir sayfanın açılmasında etkili oldu. O saray hekimi oldu ve emirin lütfünden faydalandı öyle ki ikinci kez vezirlik makamına geldi. İbni Sina aleyhindeki siyasi oyunlardan ve entrikalardan kendisini koruyamadı ve bir müddet gizlenmeye mecbur kaldı hatta bir ara zindana bile düştü. O bu dönemde çok ünlü iki eserini yazmaya başladı. Şifa kitabı o zamana dek bir kişi tarafından hazırlanmış en kapsamlı eserdi. Bu kitap mantık, psikoloji ve dört ilim (hendese, astronomi, matematik ve musiki) de içinde olmak üzere tabii ilimler ve metafizik konusundaydı ve bu eserde ahlak ve siyasetten bahsetmiyordu. İbni Sina'nın bu eserdeki düşüncesinin önemli bir bölümü Aristo'dan ödünç alınmıştır ve diğer Yunan felsefecileri ve yeni eflatuncular da etkisiz değillerdir. Onun düşünce sistemi vacibul vücud-u bizzat olan tanrı kavramına dayanır. Öyle bir varlık ki yalnızca onun hakkında mahiyet ve varlık birdir ve yaratılmışların tedrici kesreti ilahi binanın kendi marifeti ve onun varlığından kaynaklanan ezeli sudur nedeniyledir. El Kanun fit tıb kitabı doğu ve batındaki tek çok ünlü tıp tarihi kitabı olarak kabul edilir. Kanun kitabı sistematik bir ansiklopedi olup İbni Sina onun büyük bölümünü Roma İmparatorluğu dönemindeki Yunan hekimlerin başarılarından, diğer Arapça eserlerden ve küçük bir bölümünü de kendi şahsi tecrübelerinden (onun klinik notları yolculukları esnasında kaybolmuştur) faydalanarak oluşturmuştur. O gün boyunca bir hekim ve yönetici olarak saraydaki işleriyle ilgileniyordu. İbni Sina neredeyse her gece öğrencileriyle birlikte bu eserini ve diğer eserlerini derlemekle uğraşıyor, eserler konusunda öğrencileriyle felsefi ve ilmi tartışmalar gerçekleştiriyordu. Bu toplantılar genellikle müzikle ve neşe içinde geçiyor ve gecenin bir bölümüne kadar sürüyordu. O kaçarken ve zindandayken bile yazamaya devam etti. İbni Sina'nın güçlü fiziği onun zayıf tabiatlı birisi için imkansız sayılabilecek bir hayat sürmesini sağladı.İbni Sina'nın hayatının son bölümü Isfahan'a yolculuğuyla başladı. 1022 yılında Şemsuddevle öldü ve o zindanı ve küçük bir grupla Isfahan'a kaçışı da içeren zor bir dönemin ardından hayatının geri kalan on dört yıllık bölümünü Isfahan'da huzur ve rahat içinde geçirmek istiyordu. Sultan Alauddevle ve adamlarının yakın ilgisiyle karşılaştı ve burada iki önemli eserini bitirdi ve risalelerinin çoğunu -yaklaşık 200 risaleyi- Hemedan'da kaleme aldı. O aynı şekilde Aristo felsefesindeki ilk Farsça kitabı da yazdı ve büyük bir yetenekle Şifa kitabının özeti mahiyetindeki Necat kitabını hazırladı. İbni Sina savaşlarda Alauddevle'nin yanında bulunmak zorunda olduğu için bu kitabının bir bölümünü savaşlar sırasında yazdı ve bu süre içinde son temel felsefi eseri ve fikri sisteminin en belirgin şahidi olan kitabını yani El İşarat vel Tenbihat'ı yazdı.O bu kitapta arifin imandan başlayan ve kesintisiz ve vasıtasız Allah'ı müşahede ettiği son merhaleye kadar süren manevi yolculuğunu açıklamaktadır. Aynı şekilde Isfahan'da Arap dilinin inceliklerinde usta bir şahsın bu konuda yetersizliğini eleştirmesi üzerine üç yılını araştırmaya ayırdı ve Lisanul arab adında kalın bir eser meydana getirdi. Bu kitabın müsveddeleri Şeyhin ölümüne kadar kendisinde mevcuttu. Bir savaş sırasında Alauddevle'yle birlikteyken İbni Sina hastalandı ve tedavi çabasına rağmen Şeyhurreis hastalıktan ve kulunçtan öldü. Her ne kadar Müslüman Meşşailerin üstadı rolünü yeterince iyi ifa etmişse de ömrünün ileriki dönemlerinde maşrıki bir felsefe arayışındaydı. Doğrudan bu konuyla ilgili eserlerinin çoğu bugüne ulaşmamıştır ancak kalan eserlerinden onun izlediği rotanın izleri anlaşılabilmektedir. O irfanî hikmete bir yol açabilmek için ilk girişimlerde bulunmuş ve daha sonra özellikle İran'da ve İslam'ın doğu bölgelerinde İslam felsefesi onun bu yolunu izlemiştir.
İbni Sinanın Etkisi İbni Sina'nın etkisi batıda da hissedildi. Bununla birlikte onun düşünceleri doğrudan kendi adını taşıyan ekol ile değil büyük Arap İspanyol filozof İbni Rüsd'ün vasıtasıyla olmuştur. 12. yüzyılda Şifa kitabının bir bölümü Latince'ye çevrilmiş, aynı yüzyılda Kanun kitabı da tamamen yayınlanmıştır. Bu tercümeler İbni Sina'nın düşüncelerini Batının muhtelif yerlerinde yaygınlaştırdı. Onun düşünceleri Hıristiyan kelamcı ve felsefeci Aziz Agustin'in düşünceleri ile karıştı ve ortaçağ skolastik felsefecilerin özellikle de Fransisken ekollerinin fikirlerinin oluşumda önemli rol oynadı. Kanun kitabı çağlar boyunca tıp alanında referans kitabına dönüştü ve İbni Sina yalnızca Hipokrat ve Calinus gibi kadim Yunan hekimlerin sahip olduğu tartışılmaz bir konuma ulaştı. Doğuda da İbni Sina'nın tıp, felsefe ve ilahiyata olan hakimiyeti yıllar boyu sürdü ve hâlâ da İslami düşünce mahfillerinde hayatını sürdürmektedir. Seyyed Hossein Nasr/Avicenna/Encyclopedia Britannica - mystical theosophy3 - self-knowledge2 İtimad-ı Milli gazetesinden çevrilmiştir.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder