
Cezayir bağımsızlığını kazandığından beri sürekli askerler tarafında yönetildi. Görünüşte ülkeyi yöneten FLN liderleri genellikle asker kökenli kişilerdir.
Çarşamba, 27 Ağustos 2008 10:52
İbrahim Tığlı / Dünya Bülteni
Son günlerde Cezayir'de otomobil ve otobüslere yerleştirilen bombaların patlaması sonucu yüzlerce kişinin hayatını kaybetmesi, ülkenin yeni bir iç savaşa mı giriyor korkusunu yaşattı. Aralık 2007'den beri büyük çapta bir şiddet olayı gerçekleşmemişti.
Patlamaları, son bir yıldır bu tür bombalama olaylarını dünyanın başka bölgelerinde de gerçekleştiren el Kaide'nin, Cezayir kolu olarak bilinen Mağrip Cephesi üstlendi.
Bombalamayı gerçekleştirenler, el Cezire televizyonuna gönderilen kaset sayesinde kamuoyu tarafından öğrenilse de tetiği çektiren asıl gücün kim olduğu konusunda değişik cevaplar verilmektedir. Bu patlama olaylarının 11 Nisan 2007'de Hükümet Sarayına ve Birleşmiş Milletler ofisine gerçekleştirilen saldırılarla benzerlik taşıması ve bu saldırılara Cezayir İstihbarat Teşkilatına mensup bazı üst düzey generallerin adının karışması, patlamaların arkasında başka güçlerin olabileceğini göstermektedir.
Bombalama gerçekleştirdikten birkaç saat sonra, GİA'nın eski kurucu ve başkanlarından olan Hasan Hammad'ın, al Khabar gazetesine yaptığı açıklamada; patlamaların İslamcılar tarafından yapılmadığını, Çünkü Cezayir'de faaliyet gösteren tüm silahlı İslamcı grupların 2006'da silah bırakma kararı aldıklarını belirtmesi, kuşkuları artırmaktadır. Yine aynı medya kuruluşuna eski FİS başkanlarından Madeni Mezrak'ın; patlamaların İslamcı örgütlerin işi olmadığını, Cezayir iç savaşında en büyük zararı sivil halk gibi İslamcıların gördüğünü, en çok barış ve huzura kendilerinin ihtiyaç duyduklarını söylemesi, Hammad'ın söyledikleri ile paralel niteliktedir.
Peki, bu bombalı saldırıların arkasında kimler var?
Saldırıyı gerçekleştiren el Kaide'nin Kuzey Afrika'da ki silahlı kolu Mağrip Cephesidir. Mağrip Cephesi bir sene önce GİA'nın kendini feshetmesiyle kurulan bir örgüttür. GİA üyelerinin büyük bir bölümü yeni örgüte katılmadılar ve sessiz kalmaya devam ettiler. Örgütün GİA'dan ayrılan en önemli özelliği ise eylemlerini şehirlerde gerçekleştirmesidir. GİA kırsal kesimlerde daha etkili iken, Mağrip Cephesi şehirlerde etkilidir. Bombalı saldırılar, örgütün kullandığı eylem türleridir. Daha önce GİA hiçbir şehirde Mağrip Cephesi kadar profesyonel eylemler gerçekleştirmemişti. Terör uzmanları hiçbir örgütün çok kısa bir sürede böyle profesyonel eylemlere girişemeyeceğini iddia ediyor. Eylem türü olarak 1998 ve 2003'te İslamcılara atfedilen, fakat daha sonra Askeri İstihbarat Teşkilatı, DRS'nin yaptığı bombalı saldırılarla benzerlik göstermesi, askeri yetkililerin bu bombalamaların arkasında olabileceği kuşkusunu veriyor.
Cezayir bağımsızlığını kazandığından beri sürekli askerler tarafında yönetildi. Görünüşte ülkeyi yöneten FLN(Ulusal Kurtuluş Cephesi) liderleri genellikle asker kökenli kişilerdi. Askeriye ile devlet 2005'e kadar iç içe olmuştu. 2005'te yapılan yasal düzenlemelerle askerlerin yönetimde etkisi azaltılmaya çalışılmış, özellikle üst düzey generaller bu durumdan rahatsız olduklarını açıklamışlardı.
1999'dan beri devlet başkanlığını sürdüren Abdulaziz Bouteflika, 2005'te genel af çıkartmış, ülkede şiddet ortamının tekrar yaşanmaması için "huzur ve barış kanunları" adını verdiği kanunların çıkmasını sağlayarak önemli bir adım atmıştı. Devlet başkanının bu kanunları çıkartmaktaki maksadının üçüncü dönem devlet başkanlığını da garantilemek olduğu öne sürülmüştü. 2009 Nisan'ında yapılacak devlet başkanlığında tekrar aday olacak olan Bouteflika'nın, İslamcılarında desteğini almak istiyor yorumları yapılmıştı.
İç savaşa sırasında yapılan katliamlara adı karışmış General Tevfik ve adamlarının Bouteflika'nın yaptıklarından rahatsız olduğu bilinmektedir. Cezayir Askeri İstihbarat Teşkilatı yani DRS, halen General Tevfik'in adamları tarafından yönetilmektedir. General ve adamlarının Fransa'ya daha yakın olduğu ve iç savaş sırasında en büyük yardımı Fransa'dan aldıkları bilinmekte. Devlet başkanının 2003'ten beri ABD ile yakınlaşması, gerek Fransa'yı gerek General Tevfik grubunu rahatsız etmektedir. ABD giderek Cezayir politikaları üzerinde belirleyici bir güç olmaya başlamıştır. 2004 ve 2006'da terör bahane edilerek ABD askerleri Cezayir'e gelmiş ve Cezayir ordusuna ABD tarafından askeri ve teknolojik yardım yapılmaya başlanmıştır. Cezayir'in en büyük müttefiki Fransa iken, yakın zamanlarda bu müttefikin ABD olması, bombalamalarla bu ilişkinin rolü olabileceğini göstermektedir.
GİA 2006'nın sonlarında kendisini lağvediyor ve örgütün bazı ileri gelenleri hükümetin çağrısına uyarak silahlarını bıraktıklarını açıklıyorlar. 20007 yılının ocak ayında GİA'dan ayrılan bir grup el Kaide ile birleşerek uluslararası terör örgütünün, Cezayir kolunu oluşturduklarını ve isimlerini Mağrip Cephesi olarak değiştirdiklerini açıklıyorlar. Yeni örgütün kurulmasından sonra kanlı saldırılar tekrar başlıyor. 2007 yılının Aralık ve Nisan aylarında gerçekleşen bombalı saldırılarda yüzlerce kişi öldü. Fransa merkezli İREN adındaki araştırma kuruluşu yayınladığı raporda, bu saldırıların DRS tarafından gerçekleştirilmiş olabileceği ifade edilmişti. DRS'den bazı görevlilerin, Mağrip örgütüne katıldıkları yetkililer tarafından bilinmekteydi.
Cezayir basının satır araları iyi okunduğunda, devlet içindeki güçlerin bu saldırılardan sonra birbirlerini suçladıkları görülmektedir. Hükümet yanlısı Vatan gazetesi, saldırıların El kaide tarafından gerçekleştirildiğini söylerken, Fransızca yayın yapan ülkenin en etkili gazetelerinden biri olan Liberte saldırıların arkasında devlet güçleri ile birlikte çalışan uluslararası güçlerin olabileceğinden söz etmişti.
Son saldırıların, özellikle devlet başkanına bir mesaj iletilmek istendiğinin ve Bouteflika'nın icraatlarından memnun olmayan devlet içindeki güçlerden gelebilme ihtimali söz konusudur. Çünkü hedef olarak seçilenler emniyet güçleri ve askerlerdir. Afrika'nın en iyi istihbarat gücüne sahip Cezayir İstihbaratının, peş peşe gerçekleşen bombalı saldırılardan bihaber kalması gerçekten şaşırtıcıdır. İç savaş deneyimi yaşamış, dünyanın en profesyonel istihbarat örgütlerinden bir olan DRS yetkililerinin, patlamaları televizyondan öğrenmeleri nasıl açıklanabilir? Ağustos ayında gerçekleşen beş patlamada on tona yakın patlayıcı kullanılmış. Turistik seyahatin bile kolay olmadığı bir ülkede farklı şehirlere bu patlayıcılar nasıl bu kadar kolay taşınabiliyor?
ABD'nin acaba bu bombalama olaylarında etkisinden söz edebilir mi?
Bu sorunun direkt cevabını vermek zor gözüküyor. Fakat bu saldırılardan en kazançlı çıkan ülke kuşkusuz ABD'dir. 2003'te ABD ile Cezayir arasında ticari ilişkiler kurulmaya başlandı. İlkin ABD petrol şirketlerinin boy gösterdiği Cezayir ekonomisine, diğer ekonomik alanlarda da faaliyet gösteren ABD şirketlerin katılması ile, ülkede son üç yılda hızlı bir liberalleşme yaşandı. El Kaide'nin bölgede saldırılara girişmesi, ABD'nin Cezayir'de kalıcılığını devam ettirecektir. 11 Nisan 2007'de meydana gelen patlamalardan birkaç gün önce, Amerikan petrol şirketi Anadorca'nın sözleşmesi feshedilmiş, şirket üç milyar dolarlık bir zarara uğramıştı.
GİA gibi silahlı gruplar, Cezayir'de yaşananların sorumlusu olarak Fransa'yı görmüşler ve bu ülkeyi baş düşman ilan etmişlerdi. Fakat Mağrip Cephesi, yeni düşmanın ABD olduğunu belirterek, bombalamalar ABD şirketlerinin bulunduğu bölgelerde gerçekleşmişti. Bu olayları fırsat bilen ABD, "Büyük Ortadoğu Projesi"ne uygun bir şekilde bölgeye yerleşmeye başlamıştı. Çünkü ABD için bu saldırılar, sadece Cezayir hükümetini ilgilendiren saldırılar değildi. Terörle mücadele yapmak ancak uluslararası bir işbirliği ile mümkündü. El Kaide'nin Cezayir için bir tehdit sayılması; ABD'nin Kuzey Afrika'da ki ekonomik, politik ve siyasi gücünü daha da pekiştirecektir. Fransa, bu yeni durumdan en fazla zarar gören ülke konumuna gelmiştir. Temmuz ayında ilk defa Cezayir'de bir devlet başkanı, Fransa'nın ülkede uzun yıllar soykırım yaptığını söylemesi bir tesadüf olarak görülebilir mi? Devlet başkanı Abdülaziz Bouteflika'nın Fransa ile ilişkilerini askıya alması, yeni partnerinin ABD olduğunu göstermektedir. Fransa'ya yakın generallerin tavsiye edilmeye çalışılması ve bu askerlerin çoğununda DRS'nin üst düzey görevlileri olması, saldırılarla bu ülkelerin ilgisinin olabileceğini de açığa çıkarmaktadır.
Geçen haziran ayında bir üst düzey DRS mensubunun Fransa'da yayın yapan Risques İnternationaoux dergisine yaptığı açıklamada; istihbarat örgütünün, terör örgütünün karar mekanizmasına kadar sızdığını ve örgütün her faaliyetinden haberdar olduklarını söylemesinden iki ay sonra saldırının gerçekleşmesi, DRS ile bombalama eylemleri arasında bir bağlantının kurulabileceğini de göstermektedir.
Saldırılar kimden gelirse gelsin, Cezayir için bir felakettir. On yıl devam eden iç savaşta 150.000 fazla insan hayatını kaybetti. Ölenlerin çoğu masum sivillerdi. Bu kirli savaşa seyirci kalmamak, öncelikle Cezayir halkının görevidir. Ülkenin yeni bir iç savaş yaşaması, ne İslamcıları ne de Cezayir'in menfaatlerini düşünen devlet görevlilerini memnun edecektir. Kazanan belki Fransa veya ABD olacak, ama kaybeden Cezayir halkı olmaya devam edecektir.
Çarşamba, 27 Ağustos 2008 10:52
İbrahim Tığlı / Dünya Bülteni
Son günlerde Cezayir'de otomobil ve otobüslere yerleştirilen bombaların patlaması sonucu yüzlerce kişinin hayatını kaybetmesi, ülkenin yeni bir iç savaşa mı giriyor korkusunu yaşattı. Aralık 2007'den beri büyük çapta bir şiddet olayı gerçekleşmemişti.
Patlamaları, son bir yıldır bu tür bombalama olaylarını dünyanın başka bölgelerinde de gerçekleştiren el Kaide'nin, Cezayir kolu olarak bilinen Mağrip Cephesi üstlendi.
Bombalamayı gerçekleştirenler, el Cezire televizyonuna gönderilen kaset sayesinde kamuoyu tarafından öğrenilse de tetiği çektiren asıl gücün kim olduğu konusunda değişik cevaplar verilmektedir. Bu patlama olaylarının 11 Nisan 2007'de Hükümet Sarayına ve Birleşmiş Milletler ofisine gerçekleştirilen saldırılarla benzerlik taşıması ve bu saldırılara Cezayir İstihbarat Teşkilatına mensup bazı üst düzey generallerin adının karışması, patlamaların arkasında başka güçlerin olabileceğini göstermektedir.
Bombalama gerçekleştirdikten birkaç saat sonra, GİA'nın eski kurucu ve başkanlarından olan Hasan Hammad'ın, al Khabar gazetesine yaptığı açıklamada; patlamaların İslamcılar tarafından yapılmadığını, Çünkü Cezayir'de faaliyet gösteren tüm silahlı İslamcı grupların 2006'da silah bırakma kararı aldıklarını belirtmesi, kuşkuları artırmaktadır. Yine aynı medya kuruluşuna eski FİS başkanlarından Madeni Mezrak'ın; patlamaların İslamcı örgütlerin işi olmadığını, Cezayir iç savaşında en büyük zararı sivil halk gibi İslamcıların gördüğünü, en çok barış ve huzura kendilerinin ihtiyaç duyduklarını söylemesi, Hammad'ın söyledikleri ile paralel niteliktedir.
Peki, bu bombalı saldırıların arkasında kimler var?
Saldırıyı gerçekleştiren el Kaide'nin Kuzey Afrika'da ki silahlı kolu Mağrip Cephesidir. Mağrip Cephesi bir sene önce GİA'nın kendini feshetmesiyle kurulan bir örgüttür. GİA üyelerinin büyük bir bölümü yeni örgüte katılmadılar ve sessiz kalmaya devam ettiler. Örgütün GİA'dan ayrılan en önemli özelliği ise eylemlerini şehirlerde gerçekleştirmesidir. GİA kırsal kesimlerde daha etkili iken, Mağrip Cephesi şehirlerde etkilidir. Bombalı saldırılar, örgütün kullandığı eylem türleridir. Daha önce GİA hiçbir şehirde Mağrip Cephesi kadar profesyonel eylemler gerçekleştirmemişti. Terör uzmanları hiçbir örgütün çok kısa bir sürede böyle profesyonel eylemlere girişemeyeceğini iddia ediyor. Eylem türü olarak 1998 ve 2003'te İslamcılara atfedilen, fakat daha sonra Askeri İstihbarat Teşkilatı, DRS'nin yaptığı bombalı saldırılarla benzerlik göstermesi, askeri yetkililerin bu bombalamaların arkasında olabileceği kuşkusunu veriyor.
Cezayir bağımsızlığını kazandığından beri sürekli askerler tarafında yönetildi. Görünüşte ülkeyi yöneten FLN(Ulusal Kurtuluş Cephesi) liderleri genellikle asker kökenli kişilerdi. Askeriye ile devlet 2005'e kadar iç içe olmuştu. 2005'te yapılan yasal düzenlemelerle askerlerin yönetimde etkisi azaltılmaya çalışılmış, özellikle üst düzey generaller bu durumdan rahatsız olduklarını açıklamışlardı.
1999'dan beri devlet başkanlığını sürdüren Abdulaziz Bouteflika, 2005'te genel af çıkartmış, ülkede şiddet ortamının tekrar yaşanmaması için "huzur ve barış kanunları" adını verdiği kanunların çıkmasını sağlayarak önemli bir adım atmıştı. Devlet başkanının bu kanunları çıkartmaktaki maksadının üçüncü dönem devlet başkanlığını da garantilemek olduğu öne sürülmüştü. 2009 Nisan'ında yapılacak devlet başkanlığında tekrar aday olacak olan Bouteflika'nın, İslamcılarında desteğini almak istiyor yorumları yapılmıştı.
İç savaşa sırasında yapılan katliamlara adı karışmış General Tevfik ve adamlarının Bouteflika'nın yaptıklarından rahatsız olduğu bilinmektedir. Cezayir Askeri İstihbarat Teşkilatı yani DRS, halen General Tevfik'in adamları tarafından yönetilmektedir. General ve adamlarının Fransa'ya daha yakın olduğu ve iç savaş sırasında en büyük yardımı Fransa'dan aldıkları bilinmekte. Devlet başkanının 2003'ten beri ABD ile yakınlaşması, gerek Fransa'yı gerek General Tevfik grubunu rahatsız etmektedir. ABD giderek Cezayir politikaları üzerinde belirleyici bir güç olmaya başlamıştır. 2004 ve 2006'da terör bahane edilerek ABD askerleri Cezayir'e gelmiş ve Cezayir ordusuna ABD tarafından askeri ve teknolojik yardım yapılmaya başlanmıştır. Cezayir'in en büyük müttefiki Fransa iken, yakın zamanlarda bu müttefikin ABD olması, bombalamalarla bu ilişkinin rolü olabileceğini göstermektedir.
GİA 2006'nın sonlarında kendisini lağvediyor ve örgütün bazı ileri gelenleri hükümetin çağrısına uyarak silahlarını bıraktıklarını açıklıyorlar. 20007 yılının ocak ayında GİA'dan ayrılan bir grup el Kaide ile birleşerek uluslararası terör örgütünün, Cezayir kolunu oluşturduklarını ve isimlerini Mağrip Cephesi olarak değiştirdiklerini açıklıyorlar. Yeni örgütün kurulmasından sonra kanlı saldırılar tekrar başlıyor. 2007 yılının Aralık ve Nisan aylarında gerçekleşen bombalı saldırılarda yüzlerce kişi öldü. Fransa merkezli İREN adındaki araştırma kuruluşu yayınladığı raporda, bu saldırıların DRS tarafından gerçekleştirilmiş olabileceği ifade edilmişti. DRS'den bazı görevlilerin, Mağrip örgütüne katıldıkları yetkililer tarafından bilinmekteydi.
Cezayir basının satır araları iyi okunduğunda, devlet içindeki güçlerin bu saldırılardan sonra birbirlerini suçladıkları görülmektedir. Hükümet yanlısı Vatan gazetesi, saldırıların El kaide tarafından gerçekleştirildiğini söylerken, Fransızca yayın yapan ülkenin en etkili gazetelerinden biri olan Liberte saldırıların arkasında devlet güçleri ile birlikte çalışan uluslararası güçlerin olabileceğinden söz etmişti.
Son saldırıların, özellikle devlet başkanına bir mesaj iletilmek istendiğinin ve Bouteflika'nın icraatlarından memnun olmayan devlet içindeki güçlerden gelebilme ihtimali söz konusudur. Çünkü hedef olarak seçilenler emniyet güçleri ve askerlerdir. Afrika'nın en iyi istihbarat gücüne sahip Cezayir İstihbaratının, peş peşe gerçekleşen bombalı saldırılardan bihaber kalması gerçekten şaşırtıcıdır. İç savaş deneyimi yaşamış, dünyanın en profesyonel istihbarat örgütlerinden bir olan DRS yetkililerinin, patlamaları televizyondan öğrenmeleri nasıl açıklanabilir? Ağustos ayında gerçekleşen beş patlamada on tona yakın patlayıcı kullanılmış. Turistik seyahatin bile kolay olmadığı bir ülkede farklı şehirlere bu patlayıcılar nasıl bu kadar kolay taşınabiliyor?
ABD'nin acaba bu bombalama olaylarında etkisinden söz edebilir mi?
Bu sorunun direkt cevabını vermek zor gözüküyor. Fakat bu saldırılardan en kazançlı çıkan ülke kuşkusuz ABD'dir. 2003'te ABD ile Cezayir arasında ticari ilişkiler kurulmaya başlandı. İlkin ABD petrol şirketlerinin boy gösterdiği Cezayir ekonomisine, diğer ekonomik alanlarda da faaliyet gösteren ABD şirketlerin katılması ile, ülkede son üç yılda hızlı bir liberalleşme yaşandı. El Kaide'nin bölgede saldırılara girişmesi, ABD'nin Cezayir'de kalıcılığını devam ettirecektir. 11 Nisan 2007'de meydana gelen patlamalardan birkaç gün önce, Amerikan petrol şirketi Anadorca'nın sözleşmesi feshedilmiş, şirket üç milyar dolarlık bir zarara uğramıştı.
GİA gibi silahlı gruplar, Cezayir'de yaşananların sorumlusu olarak Fransa'yı görmüşler ve bu ülkeyi baş düşman ilan etmişlerdi. Fakat Mağrip Cephesi, yeni düşmanın ABD olduğunu belirterek, bombalamalar ABD şirketlerinin bulunduğu bölgelerde gerçekleşmişti. Bu olayları fırsat bilen ABD, "Büyük Ortadoğu Projesi"ne uygun bir şekilde bölgeye yerleşmeye başlamıştı. Çünkü ABD için bu saldırılar, sadece Cezayir hükümetini ilgilendiren saldırılar değildi. Terörle mücadele yapmak ancak uluslararası bir işbirliği ile mümkündü. El Kaide'nin Cezayir için bir tehdit sayılması; ABD'nin Kuzey Afrika'da ki ekonomik, politik ve siyasi gücünü daha da pekiştirecektir. Fransa, bu yeni durumdan en fazla zarar gören ülke konumuna gelmiştir. Temmuz ayında ilk defa Cezayir'de bir devlet başkanı, Fransa'nın ülkede uzun yıllar soykırım yaptığını söylemesi bir tesadüf olarak görülebilir mi? Devlet başkanı Abdülaziz Bouteflika'nın Fransa ile ilişkilerini askıya alması, yeni partnerinin ABD olduğunu göstermektedir. Fransa'ya yakın generallerin tavsiye edilmeye çalışılması ve bu askerlerin çoğununda DRS'nin üst düzey görevlileri olması, saldırılarla bu ülkelerin ilgisinin olabileceğini de açığa çıkarmaktadır.
Geçen haziran ayında bir üst düzey DRS mensubunun Fransa'da yayın yapan Risques İnternationaoux dergisine yaptığı açıklamada; istihbarat örgütünün, terör örgütünün karar mekanizmasına kadar sızdığını ve örgütün her faaliyetinden haberdar olduklarını söylemesinden iki ay sonra saldırının gerçekleşmesi, DRS ile bombalama eylemleri arasında bir bağlantının kurulabileceğini de göstermektedir.
Saldırılar kimden gelirse gelsin, Cezayir için bir felakettir. On yıl devam eden iç savaşta 150.000 fazla insan hayatını kaybetti. Ölenlerin çoğu masum sivillerdi. Bu kirli savaşa seyirci kalmamak, öncelikle Cezayir halkının görevidir. Ülkenin yeni bir iç savaş yaşaması, ne İslamcıları ne de Cezayir'in menfaatlerini düşünen devlet görevlilerini memnun edecektir. Kazanan belki Fransa veya ABD olacak, ama kaybeden Cezayir halkı olmaya devam edecektir.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder